Murat Büyükçelebi / Gazeteci / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Murat Büyükçelebi / Gazeteci / Yazar

Ahmet Çavuşoğlu'nun ardından... Şimdi kına yakın!

06 Mart 2015 Cuma 23:55

Bu mesleğin en zor  yanıdır  göçüp giden bir dostunuzun, hele ki mesai arkadaşınızın arkasından bir şeyler yazmak…

32 yıllık meslek yaşamımda,  bir kaç kez bu acıyı yaşadım. Sanırım gazeteciliğin fıtratında var (!) Bundan 20 yıl kadar önce çok sevdiğim bir çocukluk arkadaşımın, korkunç bir kaza sonucu gencecik yaşta birkaç saat önce evlendiği karısıyla birlikte ölüm haberini gazeteye koymuştum. Benim için çok sarsıcıydı. İkincisi mesleğe yanımda başlayan genç bir gazeteci arkadaşımın askerde şehit oluşuydu. Üçüncüsü yine çok sevdiğim Akşam Gazetesi yazarı Şakir Süter’in arkasından yazdığım köşe yazısı, Şimdi de Ahmet Çavuşoğlu…

O hepimizin Ahmet Abisi idi. Geçtiğimiz çarşamba günü kaybettik. Uzunca bir süredir hastanede tedavi görüyordu. Ama o hep iyileşecek, eski sağlıklı günlerine dönecek diye umut ediyorduk; olmadı. Son beş yıldır yaşadığı Bodrum’da bugün son yolculuğuna çıktı Ahmet Abi…

O neşeli sohbetinden, koyu bir Fenerbahçe taraftarı olarak yaptığı esprilerden müthiş fıkralarından geriye anılar kaldı. Ahmet Çavuşoğlu’nu 1996 yılında tanımıştım. Mehmet Ali Ilıcak’ın sahibi olduğu Akşam Gazetesi’nin kurucularından ve aynı zamanda yönetim kurulu üyesiydi. Yani patronun ailesindendi. Ayrıca Akşam’a köşe yazısı yazıyordu.  Ama o gördüğüm ve tanıdığım en mütevazi Robert Kolejli’ydi. Gerçek bir İstanbul’luydu. Yemesini içmesini bilen, Türkçeyi çok iyi kullanan ve ana dili gibi İngilizce konuşan gerçek bir entelektüel idi Ahmet Çavuşoğlu..

Daha sonraki yıllarda içinde Akşam ve Güneş Gazetelerinin de bulunduğu medya grubunu Mehmet Emin Karamehmet satın aldı. Ahmet Abi, Ilıcak’ın gazeteyi satmasına üzülmüş ancak Karamehmet’in almasına sevinmişti. Çünkü yeni patron  aynı zamanda okul arkadaşıydı. Uzun yıllar süren dostlukları vardı. Ancak bu yeni düzen Ahmet Abi için kabusa dönüşmüştü. Patronun gazetelerin başına atadığı yönetici herkese olduğu gibi Ahmet Abi’ye de takıktı. 

Önce odasından çıkarttı, sonra da köşesini elinden aldı. Gelişmeler Ahmet Abi’yi çok üzmüştü.

 Neyse ki daha sonra yeni taşındığımız binada Ahmet Abi’nin 5 metrekarelik bir odası oldu. Kitaplarının arasında kalmış bilgisayarından yazılarını yazmaya başladı; bir yandan da çok sevdiği kahvesini yudumlarken... Hem de bu kez benim yayın yönetmenliğini yaptığım Güneş Gazetesi’nde…

Ve o ‘’kabus’’ da gazeteden ayrıldı; yerine gelen yönetici daha normal bir çalışma ortamı yarattı binada.. 

 Ahmet Abi’nin keyfi yerine gelmişti. Uzun yıllar birlikte çalıştık. Sabahları toplantı öncesi gelse de ‘’kahve içsek’’ diye yolunu gözlerdik. Hele ki Galatasaray, Fener’i yenmişse…O zaman beklemezdim hiç uğramazdı yanıma… Gerçek bir Fenerbahçeli’ydi. Hani damarını kessen sarı lacivert akar derler ya, o cinsten…

Bazı kelimelere fena kızardı, mesela ‘’eş’’ denmesine... Ulan ne eşi, aynı mı bunlar, karı-koca yazsanıza diye basardı kalayı… Aslında dediği doğruydu.  Bir de gazetelerin bu meslekten hiç anlamayan kişiler tarafından yönetilmesinden muzdaripti. Çünkü yılların Ahmet Çavuşoğlu’su bizler gibi o da hiç alışık değildi, bu bankacı zihniyetiyle gazete yönetilmesine...

“Elimde olsa hepsini kapıya koyarım bunların’’ derdi… Haklıydı.. Her ne kadar yönettiğim gazeteye bu tip insanları karıştırtmadıysam da zararları dokunuyordu bilerek ya da bilmeyerek. Patron ise bir çok sıkıntıyla boğuşuyordu. Buralara ayıracak zamanı bile yoktu. Ve gazeteler maaş ödeyemez hale geldi. Çünkü kötü yönetiliyordu. Ancak buralarda, tüm iktidar baskılarına rağmen, gerçek gazetecilerin çıkarttığı bağımsız yayınlar vardı. 

Ve bir gün, Ahmet Abi’nin ‘”Bunların hepsini kapının önüne korum’’dediği, ne gazeteden ne de gazeteciden anlayan dünkü muhasebeci ile personelci, pardon İK’cı, Ahmet Abi’yi işten çıkartmam için bana geldi. Sebep tasarruf tedbiriydi… “Hayır , olmaz’’ dedim… “Murat bey, patron da biliyor…” dediler. Bir an hayretler içinde kaldım.  “Bunca yıllık arkadaşlıkları var nasıl olur’’ dedim. Mehmet Emin Bey’in bu çıkışı onayladığını tekrarladılar. Nasıl ikna ettiler bilemiyorum. Ama artık yapacak bir şey yoktu. Çok sevdiğimiz Ahmet Abi ile yollarımız ayrıldı.

O sıralar Bodrum’a yerleşmişti. Çünkü orada daha ekonomik bir yaşam seçmişti kendisine ve ailesine… Benim için çok kötü bir andı. Ahmet Abi’yi aradım, o sesimin tonundan kötü bir şey olduğunu anladı. Hadi söyle, var bir şey dedi. Ve durumu titreyen sesimle izah ettim. Çok üzüldü. Kendisine “Ahmet Abi, lütfen patronu  ara bu durumu konuş’’ dedim. Çünkü yılların bir hukuku vardı kendisiyle. ''Önce yok aramam dedi sonra ne diyeyim. Murat’’ diyerek telefonu kapattı.

(O an Ahmet Abi’nin, bir gün sohbet ederken söylediği bir söz çınladı kulaklarımda: “En büyük korkum buradan kovulmak. Çünkü hep demişimdir ki kendime, eğer bir gün işsiz kalırsam Mehmet Bey’e giderim. Ama şimdi buranın patronu. Buradan kovulursam kime gideceğim?’’ demişti. Ben de  “Yok artık, seni mi kovacaklar Ahmet Abi?” diye gülüşmüştük)

Zaten büyük bir ekonomik sıkıntı içindeydi. Zor geçiniyordu. Üstüne bu tuz biber oldu. Aylarca tazminatını ödemediler. Halbuki çok zengin dostları vardı. Ama hiç birinden medet ummadı.  Köşesine çekildi. Kaderine razı oldu. Ahmet Abi’nin onda biri olamayacaklar ise, o sıralar yıl sonunda ne kadar prim götürürüz derdine düşmüşlerdi… Hem de gazeteciler maaş bile alamazken…Çünkü koca medya grubu sahipsiz kalmıştı…

İşte bu sıkıntılar Ahmet Abi’yi her geçen gün yedi bitirdi. Onu umutsuzluğa, çöküntüye sürükledi. Bunca sıkıntı, üzüntü yorgun vücudunu daha da yordu… Sonunda sağlığı bozuldu.

Şimdi kına yaksınlar, Ona bunu reva görenler… Çok öfkeliyim… Ahmet Çavuşoğlu da Aydın Boysan gibi bir renkti, bir lezzet idi… Ama bunu anlayacak kıratta kim vardı ki geride?

Şimdi gazetelere şöyle bir bakın, Ahmet Abi’nin tırnağı olmayacak iktidar yalakası tipler tutmuş köşeleri… Yeşil dolarları cebe indirmek için kılıktan kılığa giriyorlar. Zarfla gelen manşetleri koyuyorlar gazete sayfalarına… Ben bu zavallılara gazeteci bile demek istemiyorum, bu, mesleğe hakaret olur…

Bodrum’a her gidişimde Ahmet Abi’ye uğrardım. Geçen yıl yine yanına gitmek istedim. Hastanede olduğunu eşi Songül Çavuşoğlu’ndan öğrendim. Hastaneye gitmek istedim. Ancak bu kez de taburcu olmuş bir yakınlarının yanda kaldığını söylediler. Görüşmek kısmet olmadı.

Nasıl olsa Ahmet Abi iyileşecek, yazın Bodrum’da balık yiyip rakı içecektik.

Ama ekti bizi… Sessiz sedasız çekip gitti… Bizi fıkralarından, o güzel sohbetinden mahrum etti…

Mekanın cennet olsun, Nur içinde yat Ahmet Abi…   

YORUMLAR
ADAM GİBİ ADAMLARIN KERBELAYI YAŞADIĞI DÖNEMDEYİZ
Kemal Aydın
Muratcığım başın sağ olsun. Ahmet beyin mekanı cennet olsun. Çok içden yazmışsın yazık ki ülkemin yozlaşmış halkında bu gibi değerli insanları koruyacak bir toplumsal bellek kalmadı...
17 Nisan 2015 Cuma 23:24
151.250.146.66
Başımız sağosun..
Bülent Yuvacan
Allah gani gani rahmet eylesin haberi okuyunca çok üzüldüm.. Ahmet Abi mekanın cennet olsun..
08 Mart 2015 Pazar 05:46
78.181.182.209
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA