Mehmet Alikişioğlu / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mehmet Alikişioğlu / Yazar

Akıl ve Sevgi (2. Bölüm)

30 Mayıs 2016 Pazartesi 13:55

Akılcı olmayı öneren en büyük fikir odaklarının etkisiyle olduysa; iyi oldu. Ben de yazının ikinci bölümünü böylece yazdım.
Sanırım, bizim seçmenlerin iki tanesinden, bir beni de etkiliyor.
Etki ve baskılarıyla, yaptım bu işi.
Çok fazla okunursa, iyi. Ama içinde bayrak ve din dolduruşu yok, fazla okunmaz galiba. Atatürk’ün adını da geçirmedim.
Ne bileyim?
Türk’üm, Cumhuriyet’çiyim mi? Değil miyim? Kim sallar ki.
10 gün önce CHP’ye mail attım. Biliyordum, halkla ilgileri sıfır. Hala cevap gelmedi. Üzülmedim de güldüm hallerine. Ne iş yapıyorlar anlamadım. Tayyip Erdoğan bunlara, söz söylemezse, yapacak hiç işleri yok. Cevapları da bom boş. Sen ben ne dersek, CHP de aynısını söylüyor. Bizden daha samimiyetsiz ve işi bilmeden..Çünkü CHP de halkla ilişkiler denen çağın bilimi henüz, yok. Yok ki ne yok? Çene ile oy alacaklar! Akıllılar belki, kurnaz biraz da. Fakat sevmiyorlar işlerini; çünkü yaptıkları bir tek gösteri yok.
Geçelim onları.
En yakına bakalım. Soralım kendimize:
Sevgilim mi akıllı? Değil mi? Çok karışık bu ara ülke.
Hangisi en iyisi? Akıllı olmak; insanda düşünme ihtiyacını geliştiror diyorlar. O zaman ben; bu hiç akıllı olmayan yolda, bu yazacağım bilgileri kime yazıyorum ki? Örneğin, akıllı sevgili; çok karmaşık bir durum bence.
Sevgilinin akıllısı iyi oluyor fakat çok çalışkan da olmuyor.
Sevgiye, dara düşünce başvuranlardan olmayınca insan, kafa hep gidik takılıyor bu topraklarda.
Sevgiye akıllıca ihitiyacı olan insan, beynini ve onunun fonksiyonel çıktılarını çoğunlukla insanlık adına kullanır. Ülkede olmayan bu.
Siyasilerin halkları ilkelleştirmek için, din ve otoriter korku salmalarının ana nedeni bu sevginin gereksimin olmasından çekinmeleridir. İnsan bilimi yarattıkça, bilinmezlikten kopuşu hızlanır.

O zaman da, din yolu ile bilinmezlik korkusu azalır, Oysa bunlar olmasa; cahelatle büyütülen insanlık; kadere olan yatkınlığı ile kendi kendine bile düşünmesini içsellikle sınırlandırabilir.Aklını, duygularının arkasına alır ve oraya saklar. Saklanan bu  akıl gereksimin düzeyinde olmadığından, tatmin edilmek zorunda değildir. Aklını, düşünerek tatmin edemeyen insan, ibadet ile o açığı kapatacaktır.
O halde, insanı cahil bırakmak için, bilimle akıl  bağını da kesmek gerekir. Bunu yapmak için; “bilimi yanlış anlatmak veya anlaşılmasını sağlamak” bir yöntem olarak kullanılabilir.
O da çok zor ise, eğitim kalitesini düşürmek bir başka seçenek olabilir.
İnsanı bilimden uzaklaştırmak için; şöyle de yapılabilir: “Bir bilim insanına, aslında hiç söylemeği bir görüşü, sanki, gerçekte söylemiş gibi davranarak,onun doğru anlaşılmasını engellemek”.
Bu yolla, insanı bilimden uzaklaştırıp, cahil bırakarak sevgi gereksinmi olmadan yaşamda var etmek mümkün olabilir.
 Tarihte, gerçeğin yalan olarak, saptırılmış olarak anlatılmasının en büyük mağdurlarından biri de, Abraham. Maslow’dur.
Maslow: “Gereksinimler Hiyerarşisi” adlı teorisini ortaya atarken, insanın en temel ihtiyacının “Beslenme” olduğunu söylemiştir.
Daha sonra “Barınma” ve Ait Olma ihtiyalarını anlatmıştır.
İnsan ihtiyaçlarını bir pramit gibi, aşağıdan yukarıya sıramış ve en tepeye “Kendini Gerçekleştirme” yi koymuştur.
Maslow, yüzlerce kez; bu  söylediklerinin olabilmesi için, en basit ihtiyaçların mutlaka tatmin edilmiş olması varsayımını belirtmiştir. Yani, “açlık ihtiyacı tatmin edilmeden, insan gidip sosyalleşmez; insan sosyalleşme ihtiyacını gidermeden de kendini hayata ve yaptığı işe yansıtamaz” demiştir.
Binlerce kez; “bir ihtiyaç tatmin edilmeden yenisi ortaya çıkmaz görüşü bir varsayımdır ve benim teori bunun üzerine kuruludur” söylemini anlatmak için savaşmıştır adeta.
Fakat, en başta insanı, temel  düzeyde gelişmemiş olarak tutmaya meraklı siyasetçiler ve onların bilim alanındaki, uzantıları, Maslow’un teorisinin tam olarak anlaşılmasından çok korkmuşlardır.
Anlaşılacağı üzere, insanın cahil tutulması ve  din korkusuyla akıl ve bilimden uzaklaştırılması için, “temel bazı ihtiyaçlarının, mutlaka karşılanmaması” gerekiyor.
O yüzden hemen, bu teorinin yanlış anlaşılması ve öyle yaygınlaşması için çabalar başlamıştır. İnsan; neden korktuğunu, neden sevgisiz kaldığını, neden akılcı davranmadığını anladıkça, onu sömürmek ve kullanmak zorlaşacaktır.1959 yılında Nebraska’da verdiği konferansta bunu ayrıntılarla açıklayan Maslow’un görüşleri; şu an Boğaziçi Üniversitesi kütüphanesinde sıradan bir kitap olarak rafta duruyor.
Merka eden olursa, Türk, Alman, İngiliz, Laz, veya Alevi ve  Sunni; öyle mi üstün, böyle mi cahil veya hangisi bilimsel; siyaset mi yalan; halk mı şaşkın? Azıcık bilime yakın duran için, herşey çok yakın, yeter ki sevgi ve akıl bilime yakın dursun, gerisi kolay.

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA