Mehmet Alikişioğlu / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mehmet Alikişioğlu / Yazar

“Atatürk’çü ve Hizmet’çinin en Sahtekarı Yanyana”

20 Nisan 2014 Pazar 16:23

  Pislik yapının kamu ve özel kurumlara nasıl yuvalandığını anlatan mektupta, pisliklerin nasıl yavaş yavaş sızdığı şöyle açıklanıyor.
“O ara bizim şirkette bir hareketlenme başladı. Daha önce hiç adı geçmeyen insanlar birer ikişer yönetici olarak gelmeye başladı. İşyerinde hemen her görüşten insan çalışıyordu. Atatürkçü var, sosyalist var, dindar var, tarikatçı var, cemaat sempatizanı var. O yüzden, yeni gelenin ne olduğunu anlamak 30 saniyelik bir iş.

Fakat, bu kez şaşırtıcı olan Atarürk’e sövenle, tapanın, bir anda kankardeş olmalarıydı.Aynen de öyle oldu. Görünüşte bunun ne sakıncası olabilir? Çünkü herşey yasal. Zaten bu pis yapılanmanın da en önemli gizlenme silahı her şeyin yasal olması. Ama tehlike terör örgütünden de büyük. Çünkü, inanlara sonsuz gelecek ve iş imkanları sunmakla başlıyorlar, bir yere sızar sızmaz, kendilerini sevdirmeye. Çünkü iş bulmak çok zor. Ve bu soysuzlarla iyi geçinmezsen, işini kaybetmemek mümkün değil.

   Eğitim kuruluşuydu benim çalıştığım diyor, olayı bana anlatan. O yüzden insanın aklına bile gelmez kimin kimle yanyana neden durduğu.
Önce işe şöyle başladılar diyor ve anlatıyor;
“ Buradan bazılarını silmek gerekecek, diye açıktan konuşmaya başladılar.Yani, kendilerine zorluk çıkaran kim olursa işten atılacak. İnanılmaz bir ilişki ağı bu. O zaman için çok anlamlı değildi. Hem Atatürk’e karşı olacak işten atılacak kişi, hemde Cemaat’e. Böyle bir insan topluluğu olamaz gibi geliyordu o günlerde.

   Çünkü, Tayyip Erdoğan’dan Nurlu İnsan diye bahsediyordu. Cemmatçiler o aralar. Karışık olanı şu Nasıl olacaktı? Hadi Atatürkçü olanları attılar. Başbakan’ın taraftarlarını nasıl atacaklardı.
5 ay önce bunu anlamak imkansızdı. Ama eğer bu pislikler amaçlarını gerçekleştirebilirlerse, bu yasa dışı yapı rahatlıkla çöreklenecekti kuruma. Bunun için, sabırla ve yavaş yavaş çalıştı bu Sülüklerin Kardeşliği Örgütü.
Eğitim kuruluşlarında, eğitimcilerin büyük zamanı dersliklerde geçer ve ders saati bitince de kurumdan çoğunlukla çıkıp gidersiniz. Durum böyle olunca, bu pisliklerin yapılanmasını anlamak veya engellemek de neredeyse imkansız. Her acayiplik gibi, bizim kurumda da bir takım tuhaflıklar çıktı ortaya.

İMZA DEFTERİ’ NE, BAKALIM İŞTEN ATILACAKLARI YAZALIM

Eğitim kurumlarında özellikle yüksek eğitimde, işe geliş gidişleri dayatmak ve bunu, imza defteri saçmalığı ile uygulamak çok zordur. Yani, hocaların okula geliş gidiş saatlerini belgeleyerek onları işten atamazsınız. Bu hem eski hem de geri zekalı bir uygulamadır. Çünkü, bazı hocalar tam zamanlı çalışma sözleşmesi yaparlar ama, uygulama da asla okula tam zamanlı gelemezler.
Pratikte bu mümkün olamaz. Çünkü özel işyerlerinde danışmanlıklar veya tez jüriliği gibi, okul dışı işler vardır. Zaten mesai uyumsuzluğu devlet veya diğer üniversitelerde de bir insan kolay kolay işten atılamaz. Çünkü, bunu her hocaya uygulayamazsınız. O yüzden de çalışma koşulları esnektir. Öyle olmazsa; kimse araştırma veya sektörel gelişmeler yapamaz.
   Üstelik bizim kurumda, derslerini verdikten sonra hemen giden kişi de Cemaatçi’nin önde gideniydi, onu zaten kimse işten alamaz. Dahası, adamı bir de Bölüm Başkanı yapmışlar. Onun da  İmza atması gerekiyor. Ama okulda bulunmuyor.
fakat işlerin yürümesi için yerine o bölümde hiç bir yasal yetkisi olmayana imza attırıyorlar”.
  Bu satırları bana ileten kişi şöyle ifade etmiş: “O aralar, hemen bir tane daha şarlatan geldi bu şebeğin yanında. O da sürekli dilinde bir Hoca Efendi lafı. Öğrenci dahil yandaş toplama yarışı vardı alttan alttan.
Herkese yardım eder gibi görünüyorlardı.
İşsizliğin veya istikrarsızlığın neden bunlar için en önemli silah olduğu açıktı”.
İmza defteri bakın; nasıl kullanılmış, bu kurumda  “istemedikleri insanları işten atmak için”

Bana gelen mektubun devamı şöyle;

“Normalda bir insanın yerine başkası imza atacaksa, işten kaytaran veya arazi olan, orada çalışan birine,  bir vekalet verir. Ama bu adam özel, dokunulamaz. Bilerek vekalet bırakmıyor. Böylece, yetkisi olmayan birine, bazı evreaklar imzalatılıyor. Sonra da kardeşim senim yetkin yok neden imzaladın denilerek, masum olan kişi işten atılıyor. Oysa bir kişi yoksa, gerekli imzayı Üst makamların atması gerekir aslında. Ama tezgah kurulmuş, asıl makam sahipleri, kaytarıcı ve cemaatçi, bu sülük  adına imza atıp sorumluluk almak istemiyor.
Belgelerde günlük sıradan belgeler.Ama, bu salaklar o belgelerde “kendi adlarını gördükleri için, çok daha değerli sanıyorlar” günlük yazışma kağıtlarını. Öğrencinin dersleri seçmesi veya bırakmasına gibi günlük olağan işler. Sonunda, o evrakların arasına başkaları da yerleştiriliyor. Yasa dışı ne kadar belge varsa, oradaki yetkisiz eleman imzalıyor. İmzalamasa, iş aksayacak, öğrenci madur olacak.

Egitim veya İnsan veya Aile veya Öğrenci, umurlarında bile değil
İmza defteriyle, asıl amaç, “istenmeyen biri var onu göndermek diye de etrafa yayıyorlar. Kimse de durumu üzerine almıyor. “Burada dikat edin diyor”, ismini vermeyen ve bunları bana anlatan kişi.
“Günlük olarak işe gidiş gelişler tespit edildi. Ve artık kimse o işe gelmeyen kim ise o kişiyi atacaklar. Durum şok yaptı ama. İşten atacakları o adam da cemaatçi çıktı. Hem de en sahtekarı. Çakılıp kaldılar. Ve Çakma Kemalist artık iyice deşifre olmuştu. O günden sonra, diğer Hizmet’çilerle hep kapalı kapılar ardında görüştüler. Yanyana bile görünmediler.
İşler iyice karıştı. Kemalistle, Hizmet’çi kolkola vermiş,  diğer şebeği yollayacakken, aslında kendileri bile anlayamamışlardı, aynı pislik yapının derinliğini. Atacakları adam, daha da sağlam çıktı. Hem cemaatçi hemde çakma AKP’li. O zaman bunlara kimse dokunamaz. O günlerde,öyleydi.
  MİT bile çözemezdi, kim arkasını nereye yaslanmış. Hizmeti kime veriyor? Kim ağa kim paşa, işler öyleydi. Baktılarki; okula asıl gelmeyen kendileri, yaptıkları salaklığı ozaman farkettiler ve birden imza defteri kalktı, ama; bu yasa dışı yapılanma durmadan, iğrençliklerine devam etti.
Bir türlü, diğer çalışanlara bir korku salmayı başaramamışlardı. Çünkü, dindar ve merhametli görünürken, gaddar ve yavşak işler yapmak zor oluyordu.
O zaman en iyi bildikler, tarza geri döndüler.
İnsanlar birbirine düşürüp, istenmeyenden kurtulmak. Rotayı,öğrenciye çevirdiler. Sırada öğrenciler vardı, onları yönlendirmek gerekiyordu. Pensilvanya’nın ne kadar kutsal bir yer olduğuna inanan veya inacak potansiyeli olanlar ilk sıraya kondu.

Sonra da AKP sempatizanları. Ve Atatürk’çüler. Farkındaysanız, geriye de zaten Japonlar kaldı?
Yani bunlarda ilke din kitap inanç hiç bir şey yok. Yok ki yok . Belge yok, yazı yok söz yok. Tek sermaye yalan ve inanç sömürüsü. İster Atatürk, İster, Mao, İster, başkası. Taş ve Toprak bile olur . Yeterki, yollar merkeze, Atlantik ötesine kadar gitsin.
“Atatürkçü sahtekara ne oldu derseniz”? diyor, bu mektubun sahibi; Onlar, resmi günlerde, bol bol konuştu. Ama bu cemaatçilerin eteğinden hiç ayrılmadı. Çünkü, bunların ortak hedefi, devlet ve onun yıpratılması diye devam etmiş, mektup şöyle devam ediyor;
“İki farklı insanı tek birleştiren nokta ise bu Cumhuriyet’in zayıflatılmasıdır. Başka türlü devlete sızıp, oradan çıkar elde etmek imkanı kalmayacak. Ha, Atatürk ha bir başkası, hiç farketmiyordu. Yeter ki kukümet, kimse o dağılsın zedelensin.  O da aslında önemsizdi. Yeterki, birlikte içine edilsin ülkenin ve  güç bu pisliklere geçsin. Tabandan başlıyor bu yapının kuruluşu. O yüzden, dikkati, sadece devletin üst kısımlarına çekmeye çalışıyorlar. Bu arada kendileri, Atatürk bahanesiyle, laiklere; din ve hizmet palavralarıyla da gerçekten müslümanlığın gereklerini yapanlara, dönüyorlar, serbestçe ve gözlerden ırakça.

Yarın; “kurbanlık seçilen Türbanlı öğrenciler, gerçek müslüman çıkınca, bomba patladı.Bakalım bu iş Başbakanlığa ulaşınca ne oldu; yarın ola hayrola?

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA