Mehmet Alikişioğlu / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mehmet Alikişioğlu / Yazar

Bacakların Arasında

29 Kasım 2014 Cumartesi 11:24

İlk öğrenime başlıyorsun. Sınıfın veya okulun bir yerinde bir iskelet var.Beyni bile var ama, kumandası yok. Kemikleri dışında başka bazı organları kalmamış. Mezar yatarı gibi bir şey. Sonra bir başka iskelete rastlıyorsun. Bu kez, durumu biraz daha şirin. Ama bu da bir “manyak” bakıyor. Damarları dışarda kalmış. Derisini soymuşlar. Altında da şöyle bir yazı var “vücudumuzu tanıyalım”. Tanımaya başlıyoruz. Göz, Burun Kulak, böyle bildiğimiz ve ne işe yaradığını o yaşta bile anlayabildiğimiz organlarımızı, birisi bize anlatıyor. Anlatırken de böyle bi tavır yapıyor. Kim o ? Öğretmenimiz. Çocuk bile olsak, aptal değiliz, biliyoruz. Kulak ne işe yarıyor diye söze başlıyor. saatlerce. Susacaksın, çocuksun çünkü. Ama onun görevi konuşmak. Oysa iskeletin bacaklarının yukarı doğru gövdeyle birleştiği yerde bir organ var. Var ama yok muamelesi görüyor. Herkes saklıyor onu. Aynı organın bir benzeri biz de de var. Fakat bazı iskeletlerde, yok. Fare yemiş gibi. Sonra, üst sınıflarda bie başka iskelete raslıyoruz. Onun vücudunun çenesinin hemen altında omuzlarının altında,iki tane limon veya portakal veya balona benzer bir şey var. Ona meme diyorlar. Onun hakkında konuşuluyor. “Annemiz bize süt veriyor” diye anlatıyorlar onu. Tuğçe’nin de var ama o anne değil. Orasını soramıyoruz. Susacaksın çünkü sen çocuksun. Büyüyünce bu memelerin silikona veya mutasyona uğramış olabileceğini hiç söylemiyorlar.

Yeniden, ilk gördüğün iskeleti hatırlıyorsun, leğen kemiğinin içinde bir şey olmayanı. Ona ne oldu diye bakıyorsun;hemen seninkini kontrol ediyorsun. Acama ilerde benimki de uçup gider mi? Şimdilik duruyor önünde.

Çok sonra anlıyorsun ki, iskeleti hadım etmişler. Bir başka iskelete bakıyorsun, memeli ama, o da hadım. Ulan arkadaş, ne istiyorlar, bu iskeletlerin kıçından başından diyorsun. Anlyorsun ki, tanrılar ve krallar tarih boyu, o küçük organlarla uğraşmışlar. Açtın, kapadın, aldın verdin, değdi değmedi diye.

Anlıyorsun ki; büyük başların, egemen güçlerin, cehalet imparatorlarının, tüm faşist ve dar beyinlilerin, en  öküz olanlarının, millletin kıçıyla başıyla bir dertleri var.
Normal bir insanın 17-20 yaş arası leğen kemiğinin içindeki bu en keyifli organıyla yolculuğu başlıyor.Fakat insan görünümlü büyük malların bu ilişkileri çok daha ileri yaşlarda oluşuyor. Parayı verip, yatağa attıkları kadını görene kadar anlamıyorlar geri zekalılar, o ne işe yarar. Sonra da beyinleri, o aletin etrafında dönüyor. Kafa da kadının bacaklarının arasında.

Kadınla erkeği, yatay düzlemde, genelde erkek direksiyonda olmak şartıyle görmek istiyorlar. Bir de bildikleri başka tip kadınlar var. Onlara da motor, yollu veya iş diyorlar. Yani bu sığırların kafalarında iki tip kadın var. Bir tanesi,çocuğuna memesinden süt veriyor, diğeri memesine silikon bağlatıyor. Zilliler yani.O da veriyor ama hem onun verdiğine süt demiyorlar hem de o geniş bir kitleye verimli takılıyor. Geriye kalanlarda gereksiz femmisitler. Zaten bademe,  palaya oy da vermez bunlar
Yobazın en büyüğünün, kadınla erkeği gördüğü anda, aklına o anın romantizmi gelemiyor. Böyle, dillerini ahtapota çevirmiş insanların yatak odaları geliyor, o kısıtlı hayaline. Batırıp yok ettiği iş yerlerine, mahallenin bakkalı, kasabı veya manavı diye isim yağlar ballar atıyorlar. Onu cinayet işlemeye programlamak isteyen bu beyin, aynı mahalleye bir AVM çakıp, adamı iflasa sürüklediğine biliyor. “Boşver sevgili esnafım, sen kafanı milletin bacaklarının arasına sok, gerisine karışma. Canın isterse, eline bir onun al vur vur öldür. Ya da kes, kanını iç. İstersen mahkeme kur as. Kafa bu değişmez. Çünkü, öğrenme yoluyla ekleme yapamayan kafa. Duyduğuyla ve gördüğüyle ilerlerse; cehaleti körükler. İskeletin, orasından burasından korkan, canlısının nesine saygı duyacak.
Güneydoğu’da yok kesen, kimlik soran veya mahleme kuran PKK’lı arkadaşlar arasında esnaf olanlar, mutlaka vardır. O zaman, ben de bir vatandaş olarak,bir ayrımcılık yapmadan, ismini bilemediğim diğer kurumlara ve herkese “hayırlı işler dilerim” desem güzel olur mu? Hala kimsenin bir kaygısı olmasın mı, hala Cumhuriyet sapasağlam mı? Değerli hakim, polis, ve tüm ulemalara soruyorum: İşler nasıl?

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA