Rıza Zelyut / Gazeteci /Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Rıza Zelyut / Gazeteci /Yazar

Balyoz’a balyoz

19 Haziran 2014 Perşembe 15:33

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) son kararı ile 4 yıldır sürdürülen siyasal cadı avına bir dur denildi. Meşhur Balyoz davasının hukuka aykırı olarak yürütüldüğü ortaya çıktı.

Anayasa Mahkemesi dedi ki: Ey özel mahkeme, sen bu yargılama işinde sanıkların haklarını çiğnedin. Onların yargılamasını hukuka uygun yapmadın. Bu işi kuralına göre yap.

Böylece özel yetkili mahkemenin yargılama adı altında yürüttüğü hukuk dışı linç hareketini açığa çıkarmış oldu.

Yetmedi: AYM, bu kararı ile Balyoz mahkemesinin kararını onaylayan Yargıtay 6. Ceza Dairesi’ni de açığa düşürdü. Yargıtay’ın da tarafsız davranmadığını göstermiş oldu. Öncelikle Yargıtay gibi herkesin en son güvencesi konumunda bulunan bir yüksek mahkemenin bu karardan doğru sonuç çıkarması gerekiyor. Yargıtay’ın insan haklarını koruyan bir anlayışa yönelmesini beklemek, vatandaşın en büyük arzusudur.

BAVULCULARIN İŞİ

Bu Balyoz davası Silahlı Kuvvetlerin eski komutanları da dahil 230 kişiyi hükümete karşı darbe planlamak ve bunu eyleme dönüştürmekle suçlayan bir iddianameye dayanıyordu.

Peki o iddianame neye dayanmıştı?

2007 yılı Kasım ayında özel operasyonlar için Taraf adlı bir gazete kurdurdular. Bu gazetenin başına da Ahmet Altan’ı getirdiler. Böylece, askere, Atatürkçülere, yurtseverlere karşı bir karalama ve yıpratma saldırısı başlatıldı. Ergenekon davasından sonra geri kalanları da etkisizleştirmek için 2010 yılı başında Balyoz  işi devreye sokuldu.

Bu iş için de taraf Gazetesi kullanıldı. Bu gazetenin adı yeni duyulan muhabiri Mehmet Baransu nam şahıs, elinde bir bavulla ortaya çıktı. Bu bavulun içinde hükümete karşı darbe planlarının bulunduğunu söyledi ve bavulu savcılığa teslim etti.

Savcılık; “Sen kimsin arkadaş? Bunları nereden aldın? Hem doğru olduğunu nereden bilelim?” demedi. James Bond edasındaki bir yeniyetme gazetecinin getirdiği bavuldaki CD’leri “Doğru belgeler” kabul etti; başladı av…

Silivri’de kurulan mahkeme bu bavulla gelen belgeleri asla sorgulamadı, doğru olduğuna iman etmiş bir tavırla suçlanan kişilerin itirazlarını hep reddetti. Öyle ki sanıkların avukatlarını, hatta İstanbul Barosu’nun  yönetimini bile itiraz ettiklerinden dolayı yargılatıp mahkum ettirmeye kalkıştı.

Yargılamada temel olan 5 Nolu harddiskte 1200’den fazla maddi hata tespit edildiği halde, hatta TÜBİTAK bile bu harddiske sonradan eklemeler yapıldığını raporunda dile getirdiği halde, Balyoz mahkemesi yargıçları bunları hiç dikkate almadılar.

Yetmedi… Mahkeme salonunda avukat ile müvekkili özel görüşme yaparken havadan mikrofon sarkıtıp onları dinlemeye kalkıştılar.  Suçlanan insanlar; iddiayı çürütecek önemli tanıklar dinletmek istediler; bu mahkeme onu bile reddetti.  Sanki o mahkeme sanıkları mahkum etmeye yemin etmişti.

Kendisine, kim olduğu bilinmeyen bir kişinin getirdiği elektronik malzemeyi doğru kabul eden ama bilimsel raporları yanlış sayan bir mahkeme adil karar verebilir miydi? Veremedi de… Olmamış darbeyi yapılmış gibi kabul edip bastı en ağır cezayı… Ve işin kötü tarafı Yargıtay’ın ilgili dairesi de bu taraf haline gelmiş mahkemenin verdiği kararları doğru kabul etti.

***

12 Eylül darbesinin mağduru bir yazarım. Sonsuz Yarım Gün isimli kitabım yüzünden hapis yattım; o eserim hala yasaklıdır. Darbecilere hep karşı oldum. 2000 yılında herkes askeri överken ben onları darbeci gelenekleri yüzünden eleştirmiştim, bu yüzden ağır ceza mahkemesinde de yargılandım.

Ama darbecilerle mücadele eder iken, adaleti elden bırakmamak gerekiyor.

Herkes de biliyordu ki AKP iktidara geldiğinde bunu istemeyen kesimler vardı; bugün ed var. Asker içinde de böyle bir kanat bulunuyordu; bugün de olduğunu tahmin ediyorum.

Lakin böyle düşünenler var diye onları darbeci ilan ederek idam cezasına eş cezalara çarptırmak da ne oluyor?

Bu yanlıştan dönme zamanı gelmişti. Anayasa Mahkemesi; kişisel haklar ve hukuk kurallarına uyma gerekçesiyle yeni bir fırsat sundu mahkemeye. Umarım ki orada somut belgeler ve tanıklar üzerinden bir yargılama yapılır da bizim gibi darbelere karşı olanlar da böyle askerleri savunmak zorunda bırakılmazlar.

TEŞEKKÜRLER BAŞBAKAN

Kim demiş ben hep Başbakan Erdoğan’ı eleştiriyorum diye? Bakın doğru yaptığı her konuda ona teşekkür ediyorum.

Kendisi, “Müslüman, başka bir Müslüman’ı ‘Allahu ekber!’ diyerek öldürmez…” dedi.

Aylardır, hatta yıllardır duymak istediğim bir cümle idi bu… Çünkü; Suriye’de insanların kafalarını kesenler; bu işi “Allahu akbaaaarrr!” diyerek yapıyorlardı. İnsanları testere ile keserken böyle bağırıyorlardı. Elleri bağlı Şii askerleri makineli tüfekle tarayıp katlederken de “Allahu akbaaarrr!” diye naralar atıyorlardı.

Bunu yapanlar; İslam adına bunu yapıyorlarmış gibi bir hava içinde cinayetlerine devam ediyorlardı. Kurdukları cinayet birliklerine verdikleri isimler de çok ilginçti: Hazreti Ömer , Hazreti Ayşe, Halid bin Velid…

Bu vahşetin göremzden gelinmesi artık mümkün değildi ve cinayet dalgası ülkemizi de kapsama alanına almak hevesindeydi…

O yüzden ilk uyarısını yaptı.

Umarım bu uyarı ileride daha ayrıntılı biçimde ve adres gösterilerek yapılır…

 

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA