Rıza Zelyut / Gazeteci /Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Rıza Zelyut / Gazeteci /Yazar

Başbuğ’a kurulan tuzak ve Başbakan’ın konumu

08 Mart 2014 Cumartesi 14:25

Tarih: 14 Nisan 2009

Dönemin Genelkurmay Başbakanı İlker Başbuğ, İstanbul’da Harp akadamileri salonunda basına bir değerlendirme konuşması yapıyor. Konuşmanın en önemli bölümü bizce şu idi: “(…)Bugün bazı cemaatler öncelikle bir ekonomik güç olmaya ve daha sonrada sosyo-politik yaşamı biçimlendirmeye, dine bağlı bir tek tip yaşam tarzı olarak sosyal kimliklerini ortaya koymaya çalışmaktadırlar.

İşte sorun da buradadır. Sorun, dinin ve dinî duyguların kendi amaçları için, alet ve araç olarak kullanılmasıdır.”

 “(…)Bu koşullar altında, dinsel cemaatlerin, hele çıkar çevresinde örgütlenmişse, sivil toplum hareketi olduğunu öne sürmek çok güçtür.

Bu düşünceye rağmen, bugün de bazı din eksenli cemaatler, kendilerini demokratik alanın bir oyuncusu olarak takdim etmekte ve çeşitli nedenlerle de görünürde kendilerinin güçlü bir konuma geldiğine inanmaktadırlar. Ancak bu güç imajı ve algısı yanıltıcıdır. İşte bu tip bazı cemaatler hedeflerine ulaşmada kendileri için en büyük engel olarak Türk Silahlı Kuvvetlerini görmektedir. Bunun için de, her fırsattan istifade ederek, destekleyicilerinin de yardımıyla Türk Silahlı Kuvvetleri aleyhine faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Bu yapılanlara karşı, hukuk devleti kapsamında Türk Silahlı Kuvvetlerinin tepkisiz ve etkisiz kalacağını düşünmek ise büyük yanılgıdır.”

Genelkurmay Başkanı Başbuğ, bundan sonra  şöyle soruyor:

 “(…)Bu çeşit sosyal gruplaşmalar, cemaatleşmeler toplumu ciddi boyutta kutuplaşmalara ve bölünmelere götürmüyor mu? Bu bölünmeler ve kutuplaşmalar ciddi güvenlik sorunlarına ileride dönüşemez mi?”

CEMAAT SALDIRIYA GEÇTİ

İşte bu konuşmadan sonra Fethullah Gülen medyası harekete geçti. Çünkü Genelkurmay Başkanı Başbuğ, bu konuşmasında açıkça, demokratik sistemlerde cemaatlerin olamayacağını; bunların ileride ülke için güvenlik sorunu oluşturacağını söylemişti.

Adını anmasa bile Gülen cemaatini; Türkiye için bir büyük tehdit olarak göstermişti.

Ve cemaat, kendisine bağlı savcıları, yargıçları harekete geçirmiş; TC’nin bir genelkurmay başkanı, “Terör örgütü kurmak ve yönetmek” ile suçlanarak müebbed hapis cezasına çarptırılmıştı.

Şimdiye kadar, TSK içinde yer almış bulunan darbeci çizgideki Amerikancı paşalara hep karşı oldum. Askerin siyasete karışmasına şiddetle eleştirdim Lakin; TSK’nin genelkurmay başkanı konumuna gelmiş bir kişiyi, hiçbir somut gerekçe göstermeden, idam cezası ile eş bir cezaya çarptırmayı da asla içime sindiremedim.

Burada Cemaat’in açık bir saldırısı vardı. Mahkemeyi ele geçirmişti; Başbuğ’u mahkum edilmesi kaçınılmazdı.

Mahkum ettiler de….

BAŞBAKAN GEÇ UYANDI

TSK’nın en tepesindeki bir ismi bile bir terörist düzeyine düşürüp küçülttüğünü sananlar, çok mutluydular. Bu yapay mahkumiyetin aslında İlker Başbuğ’un 5 yıl önce yaptığı yukarıdaki konuşmaya bir cevap olduğu ortada idi. 2010’da Anayasa değişikliği ile Yargı’nın temel noktalarını da ele geçirmişti Cemaat. Polis de elindeydi…

Tek diri güç olan askerin komutanlarını da mahkum ettiren Cemaat, artık önünde başka bir güç kalmadığını görüyordu.

Sıra Başbakan Erdoğan’a gelmişti…

Başbakan Erdoğan; Cemaat’e güvendiğinden, ipleri onlara bırakmış; onlar da devleti kuşatıp ele geçirmişlerdi. Emir Amerika’dan gelmekteydi. Oradan gelen buyruğa göre, Türkiye’nin geleceği belirleniyordu.  

Yani İlker Başbuğ’un dediği çıkmıştı: Türkiye ciddi bir güvenlik sorunu ile karşı karşıya getirilmişti.

Durumu az çok anlayan Başbakan Erdoğan, ikide bir Cemaat tarafından korkutuldu; demokratikleşme paketleri baskı altına alınarak mahkemelerde yürütülen Cemaatçi yargılamanın kırılması engellendi.

Gerçek  şimdi daha da açıktır: Cemaat, kendisine engel gördüğü bütün kişileri mahkemeler eliyle ezmiş; gücünü yaymış, toplumda adı konulmamış bir korku yaymış; bunu saygınlık elbisesi ile kamufle etmiş; ülkemizi Amerika’ya teslim edecek bir operasyonun baş oyuncusu olmuştur.

Burada, başbakan Erdoğan’ın ihmali çok büyüktür. Bu konuda yapılan uyarıları dikkate almamıştır. Şimdi sıra kendisine gelince feryat etmeye başlamıştır.

Bundan sonra yapması gereken tek iş vardır: Derhal TBMM’yi toplamalı; bu Cemaat yargısının yaptığı tüm yargıları iptal edecek bir kanun çıkartmalıdır.

Ancak böyle bir büyük barış projesi ile Cemaat yenilebilir…

Eğer başbakan Erdoğan bunu yapmaz ise; kendisine yeni destek güçleri yaratamaz ise, Cemaat’in saldırısını göğüslemesi mümkün değildir.

İster bunu yapar kendisini ve Türkiye’yi kurtarır; isterse Cemaat’in yıllardır yürüttüğü kapsamlı saldırının farkında olmayan bir elemanı gibi kalır; kaybeder…

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA