Mehmet Alikişioğlu / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mehmet Alikişioğlu / Yazar

Boyu hiç önemli değil

28 Nisan 2013 Pazar 08:00

Yıllar geçip, artık itiraf edebilirim anı gelince; geç te olsa bazı konular açıklığa kavuşuyor. Resmen bir günah çıkarma yarışı başlıyor.Günah çıkarmak ne demek; "28 Şubat öncesi askerlere yakın durdum, pişmanım sayın kralım" gibi. Böyle bir şey demek. İşin özü bu.  Kral Arthur da artık keyfine göre bunları af eyliyor veya fişini çekip depoya yolluyor. Diyeceksiniz ki; neden atmıyor?


Çünkü, bir kral bir gün çok büyük hata yaparsa, "Arthur hazretleri haklıdır" diyecek cevvaller gerekir. O an; hooop, depoya bir elemanı yollarsın, bunları derhal vazife başına koyarsın. Hiç şaşmaz, anında kaldıkları yerden başlarlar. Sonra, Arthur gider.

Gider dediğim, mindere sıkı yapışmadıysa yani. Genelde gitmez de.

Ama belli olmaz, şimdi biz; üç tarafı denizlerle çevrili olduğu için, esintimiz bol olur. Bazen bir bakarsın havada 50'nin üzerinde yıldız dolaşmaya başlar. O yıldızların nereden geldiği belli değil gibi de olsa; çoğu okyanus ötesinden gelir. Bu yıldız uçuşurken, kazara bir çarptı mı; bittin. Minder, sedir, balkon, kalkan hepsi gider. Minder gidince yeni kral Arthur'lar gelir.

***

O zaman bu yağdanlıklar tekrar günah çıkarırlar. Hemen "yağ satarım bal satarım" oynamaya yeniden başlarlar. Bu oyunu Kral Arthurda çok sever. Bu arada benim gibi birileri de çıkar bunları sanki kimse bilmiyormuş gibi, yazar yazar yazar. Sonra, bir bakarsın ki; sanki havaya yazıyorsun. "Sen saf mısın" "Bu kafayla bu kadar olabilirsin", "Ah be abim takma kafana" diye bir de sana acıyan; bilmiş, arkadaş tayfası bulaşır üstüne.

"Bu kadar olabilirsin" dediği; tören de tartışma da seni ekranda görmüyor ya o. Veya bir parlamenterle geziye falan gitmen gerek, daha kocamanlaşman için. O da yetmez aslında. Geziden sonra da; "uçakta bana şunu bunu anlattı" diye biraz da palavralarla işi yaldızlaman lazım ki; şanın olsun.

Bu aklıverenler, kendi sıradan ve kişiliksizliklerini sana yansıtanlarsa, an gelir; birden dank ederler. Ancak bu dank ediş, bir medyacının "abilerim ben her dönem yalarım yutarım,  mazi için özürler sunarım" dercesine şiirsel olmaz. Vatandaşın günah çıkarması daha bir üstü kapalı olur. Çünkü, "ben geçmişte çok "yağcıydım" diyen birini kolay kolay konu komşu sevmez.

***

Günah çıkaramayan vatandaşsa;kendi canı yanana kadar; zaten, hiç etliye sütlüye bulaşmaz. Ne kadar güzel şey oluyorsa, hepsiyle gurur duyar. Yalak yılık hile hurda işlerini ise, hiç üzerine alınmaz. Ama canı yandığı zaman hemen medyaya koşar. Kime ama?

Gidip o ekran "ciciş"lerine söyleyemez, çünkü onlar, bu canı yanan garibana çok pas vermez. Onları bütün işi gücü Arthur hazretlerine, orta kesmektir. O zaman ne olur. Bu sefer, iş kime kalır? Bana veya benim gibi, siyaset yazmaktan çok hoşlanmayanlara. Bir bakarsın, çevrende, "Mandela" olursun. Hadi dolduruşa gelmişken bari yazayım da hatırları kalmasın."Balık akını olduğunda buzhaneleri dolduran balıkçılar, mevsim dışı ucuza balık satıyor ya. Bir çok arkadaşım özellikle Kadıköy balık pazarından zehirlendi. Ben de bir kez nasibimi aldım. Denetçiler var mı? Var. Ne yapıyorlar?

Söyleyim; ellerinde cetvel balıkları ölçüyorlar. Hepimiz biliyoruz ki balığın boyu değil; fonksiyonu mühim. Bayat balıkla tanıştıktan sonra; onu bana ittiren dükkana gittim. Şahane bir de öneri aldım: "keşke geri getirseydin abim benim" . Abin ne yaptı? İnansa adalete, yapacak bir şeyler. Tıpış tıpış eve döndük. Ama hırslıyım; bu işi yine Kral Arthur'a bir ileteyim de herkes boyunun ölçüsünü alsın. Ya da bekleyim; acele etmeyim bakalım bir daha zehirlenecek miyim?

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA