Mehmet Alikişioğlu / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mehmet Alikişioğlu / Yazar

Cahiller de sallar

13 Aralık 2014 Cumartesi 11:01

Vicdanını, korkuya bağlamış adam, elbette gerçeklerden hiç hoşlanmaz. Çünkü gerçeğin belki de yıllardır düşündüğü kadar ürkünç olmaması karşısında, ne yapacağını bilemez. Çünkü alışmıştır; ona ne yapmasını emreden birini arar. Sünepelik değil belki ama kuldur herkese bu kişilik. Tanrıyı bulamazsa, kula tapar. Zavallıdır, acizdir. Yalandan da talandan da korkmaz. Korkar her şeyden.
Mesela cehennem gibi bir yer vardır kafasında hep yaşattığı. Belki de çok geçici bir, ceza alıp sonra, cennete gidecek çoğumuz, orada şahsen çok kalmam ben. Elbette, fikrimi soran olursa. Yoksa zaten bittik. Orası belirsiz. Cennet daha çekici gelir bana. Belki cennet anlatılandan çok daha süper bir yer, bilemem. Veya cehennem, ufak tefek sıyrıklarla, atlatılacak bir kısmi ceza yeri.

Allah effedici olduğuna göre, çok da azap vermez, bence.
Bence diyorum, cahilliğimi gururla, sunuyorum. Atıyorum kafadan, fikir de olsa bana ait. Çalmıyorum, çalsam da sorun değil. Ben sadece sallıyorum. Kaynağımsa, cahilliğim. Çünkü, artık ülkemizin, en asil makamları veya az asil yerleri de dahil; “bence” deyip, uydurup uydurup hayallerin, abuk sabuk demeden; fışkırtma yeri oldu.
Bırak, mahşeri, ahireti, bildiğin ekonomi bile palavra ülkede. Bir para geliyor ekonomiye, anla anlayabilirsen. Ormanları kesip, satıp para kazanma kafası gelinen son nokta. İster inanan olur; ister olmaz. Çok da umurumda değil vallahi.. Tek bir fabrika yok, yoksulluk bölgelerinde. İstihdam boşluğu uçmuş. Kişisel harcanabilir gelir düşmüş. İşçi ve  emekçi ölümlerinde Dünya Şampiyonu ya olduk veya 2. yiz. Allah neden öldürsün arkadaş, çalışanı? Geç sen bunu. Sen Allahtan korksan, bir önlem alırsın, insan olarak yerin altına gönderdiğin garibanı, mistik soytarılık bu aslında ama sustum şimdilik!

Ye ye ye, sonunda geldi dayandı, ormanlardaki ağaç değil senin kafan o toprağı satıp para kazanmak. Babandan kalmış, malları satıp satıp yer gibi. Ata’yı falan sil süpür. Sonra da kafayı gazetelere tak; milletin kıçı başı görünmüş de; muhterem bunu çok sevmezmiş. İstanbulda ilk öğretimde öğretmeni olmayan köy var; kemerburgaz’a bağlı. Aç oku. Oraya hava alanı yolu geçecek diye, eziyet yapacağına.

Sevmediklerine yapmadıklarını bırakmayan kim? Ben değilim elbette. “Ver bana yasal güvenceyi, al özgürlüklerimi, yasayla güvenceye”. Bak ben nasıl yazıyorum senin kim olduğunu. Yazsam ne olur? O zaman da; hiç bir şey olmaz. 1980 yılında, çocuklarını akrabalarını öldüren Kenan Evren isimli cinayet işleyen katili devlet başkanı seçenlerle aynı paraportu vermişler bana. Ne yapayım? Bir adamın kümesinden tavuk çalan tilkiyi, anlaması 1 yıl süren bir ülkede, salakça ölmeye gerçekten değmez. Ama baskıyla, yaşamakta ölüm gibi. Daha bu yazıyı yazarken, sanki terör örgütlerine evden silah yapıp yolluyormuş gibi bir korkuya kapılıyor insan. Bence bu Türkiye artık, 21.yüzyılın kendi çapında cennet ce cehennemini de yarattı. Ancak ortada tanrı yok. Sadece kendini tanrı sanan, ruhsal durumu tamamen bitik, cahil, boş konuşan, bir seyyar tabsiyoncular var.

Elinde bir tansiyon aleti, mahalle mahalle geziyor. Kafası da güzel. Milletin tansiyonunu ölçüyor. Bakıyor ki artık bunun sahtekarlıkları anlaşıldı. Ki allah için, elindeki entrumanını güzel çalıyor. Hem çalıyor hem söylüyor ve bir de sinirleniyor . hakkın tansiyonu düştü diyor; tansiyona veriyor pompayı, halk da sinirli; Ulan yine olmuyor. İstiyor ki; yollara çıksınlar, cam çerçeve kırsınlar. Silahar çekilsin, Yok. Olmuyor. Halkın tansiyonunu beğenmeyen, bu muhterem geriyor da geriyor. Kendi zaten vicdan azaplarında.  Darbe falan yapacak birileri olsa, Allaaah diyecekler. Ey halkım bak! O da yok. Bırak darbeyi, derebeyi olamayacak adamlar, nerelere başkan, müdür olmuş. Tıs çıkmıyor. İki ileri bir geri kafadan, daima iler, diyen sözler çıksa da tın yani.

Ben veya bir başkası, yazsa, söylese, kendini yaksa, ağzını veya alnını yırtsa da bu değişecek.  Ölse de; hadım da olsa. Son belli. Evde oturup, akşama pozisyon düşünen metres de olsa bu beleş para bitecek. Ama sonuna yetişemeyeceksek orası çok anlamsız olacak. Neyi, neden, kime anlatmaya çalışıyoruz o zaman. Eli eteği bu işlerden çekip, Ukrayna’ya yerleşsek ne olacak? Sonunda pil bitti mi yine döneceksin bu topraklara. İnsan 24 saat sevişemiyor maalesef.
Hafta sonu şehirlerin içindepiknik yapınca, kesilen ormanı sallamayan beyin; Tabak tabak zeytini yedikten sonra, yakılan zeytin ağacını düşünmezse; elbette umurunda olmaz, yarınlar.

Sen her zulmu her işkenceyi, her sahtekarlığı,  cennete veya cehenneme bırakırsan, akılsız başın cezasını da; başındaki oligarşiye kafa tutan görecek. Yani senden olmayan. Yola da devam desen, son durak da desen; yayından fırlamış ok, menzil ırak çok ırak çok. Saraylara layık bir hayat yaşamak için, içinde olmak yetseydi; son osmanlı padişahları, kaçmadan memleketi satmadan önce, yalılara, uyduruk kasırlara gömmezdi itibarı. Hava da kurşun gibi ağar, ben de bari; başkasının sözlerini çalayım da. Adet yerini bulsun.

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA