Rıza Zelyut / Gazeteci /Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Rıza Zelyut / Gazeteci /Yazar

Cumhurbaşkanı Anayasa’yı çiğniyor

12 Ekim 2014 Pazar 13:27

Bunca sorunumuz yetmezmiş gibi şimdi bir de cumhurbaşkanının tutumundan kaynaklanan tarafsızlık sorunumuz doğdu. Anayasa’mızın, 101. Maddesinde, Cumhurbaşkanı’nın nitelikleri ve tarafsızlığı başlağı altında söylenen şudur:

“Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sona erer.”

Anayasamız, cumhurbaşkanının bir siyasetçi gibi davranmasını önlemek için onun partisi ile ilişiğini kesmesini, hatta TBMM üyesi (milletvekili) ise bu ilişkisinin de bitirilmesini şart koşuyor.

Peki anayasanın bu emrine karşın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan böyle davranıyor mu?

Ne acıdır ki; hayır…

O kendisini hâlâ AKP’nin genel başkanı ve başbakan gibi görüyor. Başbakan Davutoğlu’nun yapacaklarını yapmaya devam ediyor. Açıkça siyasi bir cephenin efendisi gibi davranıyor ve muhalefeti eleştirerek anayasayı çiğniyor. Trabzon’da konuşurken ana muhalefet partisi liderine hakaret edercesine şöyle diyor:

“Ana muhalefet partisinin başındaki zat Esed’i korumak için mi bu adımları atıyor. Şimdi çıkmış akıl veriyor, ‘Kobani’ye yönelik tezkere…’ Sen o aklı kendine sakla”

Ertesi gün Rize’ye geçen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan burada adını vermeden CHP’yi vatan hainliği ile suçlamaya kalkışıyor. Dediklerine bakın:

“Bu olayların arkasında Türkiye'de her türlü kaosun içinde yer alan çevreler var. Suriye'nin eli kanlı zalim Esed rejimi de var. Bunlara yol arkadaşlığı yapıyorlar. Esed rejimiyle kol kola olan, el ele olan Türkiye'deki malum siyasi parti de var.”

Bütün bunları da PKK’nın yarattığı son terör olaylarından sonra söylüyor.

 

KENDİ ESERİ

Peki 2002 Kasım ayında AKP iktidara geldiğinde Türkiye’de PKK ve yandaşları böyle eylemler yapabiliyorlar mıydı?

Asla…

Bugün şehirleri kasıp kavuran terör odaklarının o sıralarda gıkı çıkamıyordu. İmralı’da hapis olan Öcalan, ikide bir, “Türk devletinin emrindeyim!” diyordu.

Ama AKP iktidara geldikten sonra başladı Kürtçüleri kışkırtmaya… Dönemin Başbakanı Erdoğan 2005 yılının 12 Ağustos’unda Diyarbakır’a gidip orada, “Türkiye’de Kürt sorunu var!” diyerek Kürtçü bölücülere işareti vermiş oldu. Bu konuşmadan sonra da PKK eylemleri başladı. AKP yönetimi, bunlara, “demokratikleşme ve insan hakları” adı altında, terörü yeniden Güneydoğu’ya yayma olanağı sağladı. Terör elebaşısını muhatap alarak ve onun meşhur aldatmalarına kanarak Türkiye’nin direnç noktalarını kırdı.

Yetmedi; Ergenekon ve Balyoz operasyonları başlatıp bu açılım ve ihanet projesini eleştirenleri Silivri zindanlarına tıktırdı. PKK’ya karşı mücadele vermiş olan subayların tümü bir gerekçe gösterilerek darbeci çuvalına dolduruldular; cezaevlerine tıkıldılar. Bütün bunlar; PKK’nın önünü açarak onun şehirlerde yaygınlaşmasını sağladı. KCK örgütlenmesi de böylece ortaya çıktı. AKP iktidarları onunla ve Öcalan’la pazarlık yaparak PKK’yı Türkiye Cumhuriyeti devletinin karşısında pazarlık yapan bir devlet gibi kabul ettiler.

Bu yanlış, bu ırkçı politikaya karşı çıkan yurtseverleri ise “red ve inkâr politikalarını savunmak” la suçladılar; faşist diye kötülediler.

Güneydoğu’yu kendi eliyle PKK’ya teslim eden Erdoğan; bugün oradaki bölücüler ayaklanıp da Kürdistan projesi için sokakları doldurunca, duruyor; CHP’yi suçluyor.

İnatla, hatalarını görmezden gelip işin içinde başı derdine düşmüş olan Esad’ın, CHP’nin ve hatta Gülen cemaatinin bulunduğunu iddia ediyor.

Bence bu işler Ergenekoncuların  işi(!) olmalı. Yakın zamanlara kadar AKP karşıtı eylemleri böyle suçlayıp halkı kandırmadılar mı?

Sayın Erdoğan, kendi icraatının eseri olan son terör olayları için CHP’yi bile suçluyor ama ağzından bütün bu olayların elebaşısı Öcalan için tek eleştiri cümlesi çıkmıyor. Bu da bizim yıllardır yazdıklarımızın doğruluğunu bir kez daha kanıtlıyor.

Ama sıradan vatandaş bunları böyle düşünüp yorumlamaktan aciz ya… Erdoğan, bağırıp çağırarak kendi yanlış politikalarını saklamayı şimdilik sürdürüyor.

YEMİNİNİ UNUTUYOR

Cumhurbaşkanı, görevine başlarken Anayasa’nın 103. Maddesi gereği, Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde aşağıdaki şekilde yemin eder :

“Cumhurbaşkanı sıfatıyla, Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve Milletin bölünmez bütünlüğünü, Milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılaplarına ve laik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma, Milletin huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma, Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine and içerim.”

*Şimdi soruyorum: Çumhurbaşkanı Erdoğan bu politikasıyla devletin varlığını mı koruyor yoksa o varlığı tehlikeye mi atıyor?

Cevap: Bu cumhurbaşkanı Türkiye’nin geleceğini tehlikeye atıyor.

*Bu cumhurbaşkanı milletin bölünmez bütünlüğünü mü koruyor yoksa onu parçalıyor mu?

Cevap: “Türkiye’de Kürt sorunu var!” diyerek ve Kürdistancı bölücülere ödün vererek milletimizi ve ülkemizi bölecek fikirlere çanak tutuyor.

*Anayasa’ya uyuyor mu?

Cevap: Açıkça 101. Maddeyi çiğniyor.

*Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı mı?

Cevap: Atatürk heykellerinin kırılıp yakılmasına, onun başıyla top oynanmasına seyirci kalıyor.

*Laik cumhuriyet ilkesine bağlı mı?

Cevap: Okullarımızı imam hatip okuluna dönüştürterek, türbanı ilkokula kadar sokturarak, zorunlu din dersini yayarak laikliği yok eden bir politikanın öncülüğünü yapıyor.

*Milletin huzur ve refahına mı çalışıyor?

Cevap: Huzurumuz mu kaldı? Sadece AKP’lilerin refahını düşündüğünü yapılan ihaleler açıkça gösteriyor.

*Milli dayanışma içinde mi?

Cevap: Tam tersi, milleti iki kampa bölüyor; bu kamplardan birisinin başında anayasa ilkelerini dahi çiğniyor.

*İnsan hakları ve temel hürriyetlerden herkesi mi yararlandırıyor?

Cevap: Ne gezer? Demokrasiyi sadece kendi yandaşları ve kendisi için uygun görüyor? Muhalefetin sesini kısmayı, muhalif kesimleri polis ve adliye yoluyla ezmeyi ülke idare etmek sanıyor. Milyonlarca Alevi’nin barışçı taleplerini duymazdan geliyor.

*Türkiye Cumhuriyeti’nin şan ve şerefini yüceltiyor mu?

Cevap: nerede? Ülkemiz; bugün hem Doğu’da hem Batı’da müthiş bir onur kaybı içindedir.

Üzerine aldığı görevi namusu ve şerefi üstüne yemin ederek tarafsızlıkla yapacağını söyleyen bu cumhurbaşkanına, bu yeminini bir kez daha hatırlatmayı görev biliyorum.

Bir an önce bulunduğu makama uygun davranmaya başlasın; bu siyasi kavgaları da Başbakan Ahmet Davutoğlu’na bıraksın.

Kim ki böyle ağır bir yemin eder de ona uymaz ise, Allah onu çarpar…

 

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA