Rıza Zelyut / Gazeteci /Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Rıza Zelyut / Gazeteci /Yazar

Demirel Cumhuriyet aydınıydı

22 Haziran 2015 Pazartesi 11:08

Onu, ilkin 1966’da okumakta olduğum Tokat Öğretmen Okulu’nda gördüm. Sanırım mayıs ayıydı. Başbakan Süleyman Demirel, Almus Barajı’nı açmak için Tokat’a gelmişti. O zamanlar Tokat’ta devlet adamlarının kalabileceği kıratta bir otel yoktu. Bu yüzden bizim okulda yatmıştı. Sabahleyin, ona ve heyetine yemek salonunda geniş bir sofra hazırlanmıştı. Bizler de orada kahvaltı ediyorduk. 

Bir başbakan görmenin heyecanı ile ona baktım. Yuvarlakça büyük kafalı, ablak yüzlü, neşeli bir insandı. Yanındakilerden bir ona bir diğerine dönerek konuşmaktaydı. Ara sıra da bizlere göz atmaktaydı.  

Yetiştiğim çevre Halk Partili olduğundan pek de sempati duymamaktaydım kendisine. Lakin yeni yeni duymaya başladığımız Çoban Sülü sözü yüzünden onunla kendimiz arasında bir bağlantı da kurmuyor değildik. Öyle ya, Isparta’nın bir köyünde çobanlık yapan bir çocuk Türkiye’nin başbakanı olmuşsa biz niye olmayaydık ki? 

Sonraki yıllarda öğrenciyken Demirel adını çok fazla duyduk. Ve biz solcu gençler kendimizi Süleyman Demirel’in karşısında gördük. 

KALKINMA DÖNEMİ 

Süleyman Demirel, Amerika’da özel eğitimden geçirilmiş bir bürokrattı. Ve Demokrat Parti çizgisinden gelmekteydi. Bu iki özelliğine yüksek zekası, halka yakın ruh yapısı, kişisel ilişkilerdeki girişkenliği ve ikna kabiliyeti eklenince hemen öne çıkıyordu. Bu yüzden de Demokrat Parti’nin devamı gibi kurulan ve halka böyle olduğu fısıldanan Adalet Partisi’nin genel başkanlığına seçilmesi pek de zor olmadı. 

1965 seçimlerini oy patlaması yaratarak kazanmıştı. Ve “karma ekonomi” denilen planlı kalkınma sürecinin uygulayıcısı olarak Anadolu’ya dalmıştı. Bir yandan ağır sanayi yatırımları geliyor, öbür yandan da tarım alanında ciddi altyapı çalışmaları başlatılıyordu. Türkiye dünyada en hızlı kalkınan ülkelerin baş sıralarına yerleşmişti 

ETMEDİĞİMİZİ BIRAKMADIK 

Süleyman Demirel, ABD çizgisinde bir politikacıydı. Halkın geleneksel duygularına ve inancına uygun politika yürütüyordu. Sol kesimler bütün gücüyle onu hedef almıştı. Neler söylenmedi ki hakkında... Gericiliği, Nurcuların adamı olduğu, Amerika’ya uşaklık yaptığı... Ve bunlara bağlı olarak da devletten menfaat sağladığı temel iddialarımızdandı. Bu yüzden de ona bir ara Morrison Süleyman demiştik. 

Lakin, o bugünkü siyasetçilerle kıyaslanmayacak ölçüde demokrattı. Kendisine basında yapılan hakaretleri dert etmiyordu ve dava açmıyordu. Gazetelerin dışında tiyatrolar bile Demirel’i kötüleyen oyunlarla doluydu. Halk ozanları onu taşlıyordu. Ama o bunları olağan saymaktaydı. Öğrenci hareketleri başladığında “Yollar yürümekle aşınmaz!” diyebilecek yapıdaydı.  

CUMHURİYET AYDINIYDI 

Sağ kanattan gelmesine karşın Türkiye sevdalısı bir siyasetçi olarak yaşadı Süleyman Demirel. O, iki darbeye muhatap olmasına karşın demokrasiden asla vazgeçmedi. En önemli özelliği de cumhuriyet değerlerine bağlılığıydı. Bugün, o değerlerle mücadele etmeyi demokrasi zanneden siyasetçi takımı, Demirel’i sevmezdi. Evet, Demirel dinsel gruplarla ilişkide olan bir siyasetçi idi ama Atatürk ile, cumhuriyet ile asla sorunu yoktu. O en büyük Atatürkçülerden birisiydi. 

Kendisi, 1970’lerde soğuk savaş yıllarına özgü sert siyasal çatışmalarda hatalar yapıldığını da kabul etmişti. 

Geriye dönüp baktığımda Süleyman Demirel’i olumlu yönleri ile hatırlıyorum. Ülkemize büyük hizmetleri olmuştur. Barajlar Kralı olarak, ağır sanayi hamlelerinin öncüsü olarak... Ama en önemlisi; cumhuriyetin çağdaş değerlerine bağlı kalarak... 

Allah rahmet eylesin...

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA