Mehmet Alikişioğlu / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mehmet Alikişioğlu / Yazar

Demsa’ya teşekkürler

24 Ocak 2014 Cuma 10:14

120 yıllık mimariye sahip bir başyapıtın, yaratıcısı da Alexander Valluri. 

1895 yılında çok özel bir baloyla açılıyor, 1917 yılından itibaren, defalarca Atatürk’ü ağırlıyor. Belki de dünyanın en ilginç yapılarından biri, bizim Pera Palas. Dış cephesi, neo klasik; içerisi oryantal ve balo salonu rokoko tarzında. Bunlar başka yerlerde de kullanılmış tarzlar olabilir ama ilginç olan aynı yapının bünyesinde toplanması. Bu eserin içindeki Kubbeli Salon oryantalist bir mimari yaratıcılığı ve aynı bünyenin en çarpıcı parçası. Oradaki cam tavan ise bir hayranlık sebebi apaçık. Böyle yazarken basit geliyor ama burası, bir çok tez çalışması ve araştırmaya; konu olmuş. İstanbul’un tarihte, ilk tanık olduğu elektrikli asansör de burada. Osmanlı Sarayları ve Amerikan Hastanesi dışında ilk elektrik kullanılan yerlerden birisi “Pera Palas Jumeirah”.
---
Birinci dereceden tarihi eser olduğunu öğrenince, daha bir cesaretle yazdım. İyi de yaptım. Çünkü, böyle övgülü yazı yazınca hemen, arayanlar olur. Bizi de yaz; şunu da yaz diye. Şimdi daha da acayip gelecek bir özelliğini öğrendim otelin. Otel, odasının banyosunda, “ilk kez sıcak su”yun kullanılmasına da burada tanık olmuşuz. Bu odanın numarası 101. Atatürk’un doğumunun 100, yılı olan 1981’de müze haline getirilmiş orası. Bunları böyle bir çırpıda okumak belki zevkli; azcık da kıyaslama yapalım. Eyfel Kulesi’nde asansörün 1889 yılında kullanıldığını düşününce, Türkiye’de 3 yıl sonra; Pera’da asansör kullanılması çok önemli. Şimdilerdeyse, böyle garip bir romantik insan rüzgarı rüzgar esiyor içeride. Genelde böyle yapıların içine girince, garip bir kasvet çöker insana. Hep tarih; hep sessizlik bir yerde sıkar insanı. Fakat, yönetimin zekice kurgusu ve çalışanların  güler yüzüyle neşe ve samimiyet gelmiş mekana. Öğlen saatlerinde, nefis bir piyano resitali eşliğinde, yemekler sunuluyor. 
---
Şimdi buraya “açık büfe gibi” yazsam, tam öyle de değil. Ama görmek gerek. Müşterilerin yemek değil de adeta taarruz yaptıkları, öyle para verdim yerim içerim kafası yok. Bir tuhaflık var o da şu. İçeri girdiğiniz anda, sizi o kadar samimi bir şekilde karşılıyorlar ki, insan galiba bir yerde tanışıtık diyebiliyor. Azcık abarttım ama bu çok önemli. Bazı  mekanlarda, bu tarz işleri yapan personel 17. Yüzyıl köleleri gibi yerlere eğilir, “efen efendim”, “şöyle buyrun”, “aman da ne iyi ettiniz geldiniz”, “emredersiniz exelansları” gibi tavırlar sunar. Bu ne kadar itici ve sahteyse, buradaki arkadaşlar da o derece gerçek ve saygılı. 
Bir de pastane var ki. Hani böyle, Anna Maria Tussaud ile 5 çayında buluşsam, burada olurdum. Pembe ve gri karışımı tonlarında bir dekor ve buradaki hanımların giysileriyle bir arınma yaşıyor insan. Arınma dediğim, hepimiz birer asil ve saraylıymışız  gibi oluyor insan. 
---
Ülkede rica etmeden kimse söze başlamıyor; kibar bir saygı ve sevgi dolu Türkiye olmuşuz duygusu oluşuyor lezzetlerin arasında. Çıkmayıp kalsak biraz daha diyorum ama. Pastane akşam kapalı. Şimdi daha da ilginç olanı. Akşam Ali ve Aysun Kocatepe’yle 1970’lerden 2014’e gidip geliyoruz. Bu yapıyı bugünlere getiren, bir de bizden bir kurum var: Demsa Group.Türk kültürü ve dünya mirasını, insanımızın sıcaklığı ve yönetsel zekasıyla buralara getiren bu organizasyonda, kimler varsa teşekkür etmeli. İnsana gurur veren, oradaki varlıklarsa; ülkeyi sevdiren de bunları yaşatan ve çalışan temiz insanların günümüzde olabildiği.

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA