Mehmet Alikişioğlu / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mehmet Alikişioğlu / Yazar

Dershanenin içi

09 Aralık 2013 Pazartesi 09:41

Bazı meslekleri yapmak için, belirli miktarda bir sermaye gerekiyor. Bu sermaye, genelde parasal olabileceği gibi; bir çok alan için para dışı bir birikim istiyor. Örneğin, akademisyenlik ve gazetecilik gibi. Dünya kadar parayı biriktirsen de nitelikli olamadıysan, normal şartlarda iş yapman zor. Zor derken, Türkiye için fazla bir geçerliliği olmayabilir bu söylediğimin. Çünkü, hedef kitle seni seviyor beğeniyorsa, durum değişiyor. Bir hoca, notu bol verip; işi arazi viztesiyle yürüttükçe; doğal olarak, kitlenin de sevgi ve beğenisini kazanabiliyor. Genellikle, bizim eğitim sistemimizde, okul paralarını öğrenci kendisi ödemediği için durum bunu gerektirebiliyor.

Türkiye de öğrenci demek, yüksek not aldığı zaman, zeka fışkırığı anlamına geliyor. Ne öğrendiği veya kendisine ne öğretildiği çok fazla sorgulanmayan bir gerçeğimiz var. Zaten, bu söylediğimin, hüsranları mezuniyet sonrası ortaya çıkyor. Belirli okul mezunu olamadıysan, iş bulman ve o işte yükselmen çok zor. İşyerinde, tüm varlığı boyunca İngilizce'nin etrafından geçmeyecek kişi, seni işe alırken İngilizce bilip bilmediğine göre karar verebiliyor. Ya da komik bir "deneyim" arayışı.
***
Bir birinden saçma C.V formları gibi bir sürü tuhaf uygulamalar var. Nitelikli olman gerekiyor kısacası. Onun için de para harcaman gerekiyor. Dersane işin sadece bir boyutu, ister aç ister kapa; hiç bir şey değişmez. Nitelikli akademisyen yok mu? Evel allah çok.
Çok ama; bir kısmı megalomanlıktan, diğerleri anlatma yeteneksizliğinden, önemli bir bölümü de kendini güncelleyememekten kaynaklı, yataklı tren havasında. Belli bir ray hattı üzerinde, işe gidip gidip geliyor. Herkes mutlu olduğu için de sorun yok. Olmayan sorun, görünürde ama. Derinlerde neler var. Dekorasyon bölümünden mezun olan birisi, ekonomi alanında master yapıyor; arkasında bir de doktora.
Al sana bir ekonomist doğdu. Daha beteri var. Sınav kazanmaya zekası yetmediği için, saçma sapan bölümlerden mezun olan insanlar, tez bile yazmadan, yüksek lisans yapsa yetiyor. İletişim fakültesinde akademisyen olabiliyor. Yüksek lisans dediğin, topu topu en fazla 10 derse bakar. Yani hayatı boyunca iletişiminin "İ" sini bilmeyen kişi, gördüğü on dersle, dört yıllık iletişim eğitimi alacak öğrenciyi yetiştirecek. Gazoz elbette bunlar. Ama yüzlerce örneği var.
***
Zaten, bu tipleri bir konferans veya seminerde izleyince, boş boş konuşmalarından anlıyor insan. Çoğu da kendini anlatırken, hangi okullardan geldiğini pek anlatmaz. Onun yerine Ben Amerika'dayken diye başlayan, düşüklük komlexi anılarıyla doludur dersleri. Bağır, çağır hiç bir sonuç alamazsın. Çünkü, bu eğitimin bedelini ödeyenle, hizmeti alan apayrı insanlar. Paraları anne baba ödüyor; öğrenci hizmeti alıyor. O zaman kim kime neyin hesabını soracak veya neden hesap verecek? Mantık, acayip. Yüksek notu al, gerisine karışma. Bugün, öğrencilerin en önemli sorunu özgüven eksikliği.
Sebebi de yetersizlik duygusu. YÖK ne yapıyor derseniz. Okulları dolaşıp, güya denetim yapıyor. Nasıl mı; evrak inceliyor. O karar alınmış mı? Faturalar tamam mı? Paralar da yatmış mı? Bitti o zaman sorun sanki. Dershane aç veya açma; ama azcık da dersliklere bir baksak. Parayı verince iş bitti sanmasak keşke.

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA