Mehmet Alikişioğlu / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mehmet Alikişioğlu / Yazar

Dilan, Zeka, Yalan

16 Ocak 2014 Perşembe 12:19

Sağlıklı yaşam için neler yapılması gerektiğini, çoğumuz biliriz. Ama yapamayız değil, yapılması imkansızdır bu garip ülkede. Bizler biraz ayarsızız, farkındayım. Demokrasiyi, İsveç; sağlık konularını neredeyse, Aktar veya Doktor olacak boyutta ilgiyle izleriz. İzleriz dedim dikkat edecek olursak; “anlarız” demedim. Demedim de değil; diyemedim . Çünkü bu ülkede sağlıklı yaşam bizlerin bireysel tercihlerine bağlı değildir. Gücün yetse, kudretin; kudretin yetse, hatır gönül sebebiyle sağlıklı yaşayamazsın. Aile büyükleri tarafından ağzına sokuşturulan, hamur işleri; işyerlerinin akşam üstü şirinleri tarafından aniden çıkarılan, bisküvi-gofret- çikolatalar.  

Sevgilinin dürttüğü, kremalı tatlı veya çikolata ürünlerini en lezzetlisidir elbette. Herhangi bir yerde beklerken, “yak bakalım usta” diye sunulan, sigaraları hiç yazmamış olayım. Birine karşı dirensen, diğerinden kaçış yok. Özellikle hanım efendilerin çikolata krizlerinin tavan yaptığı zaman aralıkları, en tehlikeli anlardır. Hem sinirli, hem huysuz hem de ısrarcı olduklarını biliriz çoğumuz.  
Hamilelik için çok şey yazamam ama, benim kastettiğim, kızsal gerilim anlarında, ağızları mümkün değil boş durmaz. Yiyin elbette,  bana ne; ama bize israr etmeyin. Biz size dönüp diyebiliyor muyuz; “Aşkım benim priyodik bir problemim yok”. O zaman siz de azcık içsel yaşayın bu döneminizi. Sanki, herkes  mecbur anlayış göstermeye. Zaten kaç kişi diyebilir ki “ genetic veya biyolojik olarak çok birbirimizi anlıyoruz”. Dengesel olarak bir uyumsuzluk var; bir de bu “çikolata yemem lazım veya Allahını seven bana acil gofret yetişirsin” telaşları ne? Hepsini geçelim, yiyeceklerin sağlığını halletsen, bu ülkede ruhsal dengeni nasıl koruyacaksın. Nicole Kidman eşin olsa, 3 çocuk yapsanız. Oğlanların 3’ de ticari ve siyasi deha olsa ne olacak? Beyin sağlığını kim koruyacak. Her söylediğimizi, işine geldiği gibi anlamaya meyilli bu kadar şaşkını veya ayyaşı  kim dizginleyecek. Türkiye’de yayınlanan bir kaç dizi hariç, çoğu insanda “zeka geriliği yapabilir demek” elbette kaba bir ifade. 
Peki, Dilan, Silan, Talan, Yalan, ayarındaki dizilerin senaryoları ve çekim planları bir zavallılık ve beceriksizlik örneğidir” demek de ayıp mı? Senaryolarında yaratıcılık veya geçişlerdeki kurgu uyuşukluğunu kime nasıl anlatabilirsiniz. Bir kadın var ve peşinde bir abaza erkek grubu. Ödünç kazma kürek ister gibi istiyorlar kadından bedenini. Dizimizdeki abaza adam bir savcı. Otelin odasını gül yapraklarıyla donatmış. Zorla kıza abanacak. Kız da bu abanmaya “sevgilisine zarar gelmesin diye katlanacak”. Otelde buluşuyorlar. Oyunculuk adına iş yerlerde, kız mimik özürlü, savcı rolündeki arkadaş bitmiş. Kızın otelin kapısından, yatak odasına gidip, adamı üzerine çullandırması, 15 dakika. Benim gibi kalın kafalı izleyici varsa, yerli dizi ile geçici zeka geriliği arasındaki bağı çok iyi bilirler. Hep ayıp hem de yazık. Sinemacılık veya senaryo adına hani olur da seviye bu kadar olur. Bıkmadınız mı o kameraları kadınların bacaklarının arasında senaryoları abazalıklarda dolaştırmaktan. Hani, bu toplumda namus i lahi bir değer ya! Nasıl izliyorlar ailece, bu saçmalalıkları anlamak zor. Yiyeceklerle savaş, siyasilere takılma. Kafayı nereye kırmadan, koruyacaksın? Diziyi izleme, Saçmalıkları  dinleme, Sağlıksız yeme, Doğru düşün, Ahlaklı yaşa. Ülkenin her tarafını lime lime giderken, bir tek sorumlu kendimizi tutmak; bence aptallıkların en büyüğü olur. Bu kadar pardoksal, anlamsızlığın içinde, nereyi sağlıklı nereyi temiz tutacaksın. İyi güzel ülkemizi seviyoruz da; ölmeden sürünmeden dahası kafayı kırmadan yol almak çok da kolay olmuyor. Dizi izlerken, Allah aşkına bir kez daha düşünün, zeka doğuştan gelmiyorsa ne olacak?

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA