Mehmet Alikişioğlu / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mehmet Alikişioğlu / Yazar

Dinsiz olmaz

16 Şubat 2015 Pazartesi 10:39

Despotik devletler denilen bir devlet türü vardır. Bunların bir kısmı demokrasi maskesiyle gizlenir, göstermelik özgürlüklere dayalı vitrinde sırıtarak durur. Diğerleri ise açıktan faşisttir, yani bildik bir baskının, normal karşılanması geleneğine dayalıdır. Çok farklı isimlerle anılırlar hepsi de. Onlarca tanımları vardır. İmparatorluk, Krallık, Teokratik, Oligarşik. Sonuç değişmez. O sistemin başına geçen kişinin, özellikleri ister istemez, halkın durumunu ve özgürlüğünü etkiler. Halk faşitleri de seçer.  Oy verdin, yol verdin denir çünkü halk denen bilinçsizleşmiş yığınlara da, malesef. Sermayenin egemen olduğu, finansal bir faşizmse, bunların ana besin kaynağıdır. Araya dil girer, din girer diyeceğim ama öyle değil. Din bunların içinden hiç çıkmaz. Hangi sömürü biçimi, hangi işkence, hangi baskı hangi, mantıksızlık varsa, din ana kumandadaki yerini hiç bir kitlesel kandırma aracına bırakmaz.

Oysa dinlerin eksiksiz tamamı, ahlaksızlık ve insancıllık içerir.
Yani bir insan, herşeyi bırakıp, sadece dinle uğraşsa, mutlulukların zirvesine çıkar. Ahlaksızlık yapma isteği neredeyse hiç olmaz. Normalde, dindar insanın tüm enerjisi, inandığı ve onun evrendeki yaşamının kaynağı olan yaratana akar.
O zaman nasıl oluyor da Arap bölgeleri dahil; tüm dindar Vatikan’a kadar böyle zahmetsiz ve kolayına gelir elde edebiliyorlar. Denetim yok, yargı yok. Bu kadar din adamı işini iyi yapıyor olsa, toplum da bu kadar bozukluk olmaz.Demek ki; birileri onlara yanlış yapsın diye göz yumuyor.

İnsanı kıstırma, baskı ve özgürlüksüz bırakma bu kadar din pompalanmasına rağmen mümkün olabiliyor; dünyanın hemen her kalabalık insan yığınlarının olduğu her bölgesinde.

Vatikan’daki cinsel sapıkıklıklar her yıl tavan yapar sonra kapanır gider. Hapse giren din adamı sayısı, toplam içinde binde bir bile değil. Diğer dinlerde aynı. Pederin nasihatlarıyla, İmamın nutukları arasındaki en büyük benzerlik, bireysel olarak, cennete giden yolun tarifinde buluşur. Herkesler hata yapar başına, polisler hakimler, zaptiyeler çöker de, bu din adamlarına dokunan olmaz. Çünkü, insanın sömürülmesinde, ezilmesinde faşizmin yükselmesinde en önemli fonksiyon, bu kişilere aittir. Bunu da bilerek yapmazlar. Onlar çok iyi niyetlidir.Yani din adamları, faşizme veya despotizme hizmet ederler anlamı çıkmasın. Tam tersi, aslında kişinin uyanık olmasına, onu yönetenleri sorgulamasına en önemli aracı, inananlara öğretirler, onu adı da ahlaktır. Ahlakın yaygınlaşması ise gerçekten tanrı korkusunun iliklere ve bilinçlere kadar sindirilmiş olmasıyla olabilir. O zaman dürüstlük otomatik olarak yaygınlaşır.

Oysa günümüzde ve çağlar boyu uygulama dikkatle baktığımızda Afrika’dan Eski Yunan ve Mısır tanrıları dahil, tüm despotikler; dehşet ve korkuyla, bu ahlaki yayılmayı başarırlar. 14ve15. Yüzyıl ise ahlak adına vahşi işkence ve ölüm cezalarıyla doludur.
Oysa din ve tanrının işkence ve acı kavramı genelde, diğer dünyada, ahirette gerçekleşmek üzeredir; öğreti olarak. Yani bu dünyada, insan insana bir işkence yapamaz. Doğru dürüst bakıp, tevbeler çekmeden acı durumumuzu değerlendirirsek, deliller tam tersidir. Hitler dahil ne kadar manyak ve mutsuz insan varsa, diğerlerinin acılarından kendi  kinlerini yeşertip, nefretlerini daha artan bir hızla beslerler. Kaçma lan gel buraya diyen kafadır bu. Yakalarsa, oyar. Oyunu alan oyara inanır faşizm.Sonra da halka sorar ben faşist miyim?
Ne faşistler, ne demokratlar gelir geçer, ama hiç biri; dine dokunmaz.
Bunların bir kısmı gerçekten saygısız ve terbiyesizdir ama dine olumsuz bir darbe vurmazlar. Özellikle toplumu akıllı ama cahilse, şahane bir insilündür din. Ve sebep basittir. Daha rahat dolap çevirmek.
Bir insandan başlayarak bir toplumu ahlaklı kılmak için, 16. Yüzyıla kadar, en çok kullanılan din, sonrasında yerini bilim ve akla bırakmıştır. Dinse, tüm faşistler tarafından, toplumları cahil bırakmak için, belgesiz, zahmetsiz bolca kullanılan bir geri kalmışlık aracı olarak yerini almıştır. Ve daha ilginç olanı, dinlerin hiç birine yeni kurallar eklenmemiştir. Onları insanlara, cahillik ve gerikalmışlıkla sömürülüp, seslerini çıkarmamak üzere yeniden paketleyip verenlerdir, çağın modern faşistleri. İsimleri kral, başkan, amir, müdür yada padişah veya yönetici. Hiç farketmez, aklını zorlamayan, bilgi yerine beyin loplarını nasihat ve korkuyla doldurarak, büyüyen nesiller; tecavüzü cinsel de yapar, dinsel de. Hukuğu bitiren salağı, günü geldiğinde, balya balya para veya sandık sandık mücevher değil, adalet de kurtaramaz. Çünkü ahlaklını bozduğu toplumun, hukuksuzlaşmasıdır, yeni yüzyılın çağdaş faşizminin adı. Yer hiç farketmez, Neptün veya Üranüs, olmadı dünya de.

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA