Mehmet Alikişioğlu / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mehmet Alikişioğlu / Yazar

Eğleniyor muyuz?

16 Nisan 2015 Perşembe 11:56

 Gelişmiş ülke insanının, ham bakışlarıyla, kuş bir yastıktan yastıktan Türkiye’yi anlamak çok zor. Kitaplar var; internete rağmen satılıyor. Diktatörlüğü anlatıyorlar.

Tanımlar, yapıp saçmalamayanlardan. Diktatör diyor; korku salar, toplumun tek yönlü besler. Hem zihinsel, hem fiziksel. Akla değil; göbeğe cebe, değer verir, demiyor o kitapta. Ama diktatör nedir diye bakarsan, bizim ödlekler gibi, yazmıyor. Yazar dediğim; internet blogları. Belki bilir kişi değiller. Onlara göre; hukuk güvencesinde özgürlükler sunan toplumlarda sosyolojik analizler yaparsan da despotluk olabilir. Orta Doğu örnekleri gibi. Seçim yapmak, pandomine benzer bazı durumlarda. Görüntü var ama ses yok. Diktatöre gülmekle başlar her felaket. Sen faşizme gülersin; O  Öldürür, ağlatır asar keser. Güldüren cinsten kurallar vardır, diktanın kendisinin.

Öyle ya da böyle her on yılda garantili darbeleri olan, bir acılı kebapla neşeli pide gibi, gevrek gevrek yaşayan bir yer; bu memleket. Emanet bırakana Atatürk demeye sıkılanlarla gelmiş geçmiş, devrimleri içselleştiremeyen, kara cahil, yüzlercesi nerelere çıkıp; nerelerden inmiş. Özgürlükle ilgili, içinde bir tek DNA şifresi olmayan; hiç bir şeyi anlamadan sorgulayan; ama her ve de her bi şeyi, köküne kadar, saatlerce cahilce yorumlayan, yığınlarla dolu bir ülke. Kabul et veya küfret. Yığın yığın kalabalık. Hep laf hep boş konuşma. Ezan susmaz; Bayrak inmez. Ezan niye susacak. Bayrak her tepe de var. Eee!

Tek Yol Devrim, demokrasisi olacak bir durum mu? Bu kadar leş fikir ve palavraya rağmen;halkın çoğu temiz. Çok bilgili olmasa da temiz.
 

En azından çoğunluk ahlaklı. Ancak kendisine ahlaksız olmazsan, yok olup gidersin denilen tüm insan toplulukları  kadar da akıllı. Türk diye küçümseme. Bu adamlar, 4000 yıldır, boş durmamış. Yapacak bir şey bulamazlarsa, devlet yıkıp, yenisini kumuşlar.Rahatsız bir topluluk buraları. Fakat na yepacağını da bilemzsin. Çarşafa dolandırır adamı.Paraları sakladığın kutuda ayakkabı olmak istersin de olmazsın.
Sen yanmazsan ben yanmazsam, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa süreci bitmiş. Onun yerine sen çalmasan ben çalmasam, aman bozma karanlığı felsefesi yerleşmiş. Ve şöyle devam etmiş. “ Sen çalmasan, ben çalmasam, biz çalmasak; gelip başkası çalar. Devam edelim bu satılmış mantığa, diyen de olabilir. Başkası çalarsa, bizim kıçımız açıkta kalır. O zaman açıktakini kurtarmak için çal. Durma!

Çal, bari kapatmak için çal. Kapat her şeyi kapat. Kafanı göm, açıkta kalan kıçı kapat. Neyle kapat? Parayla. Boş ver sen. Haram ya da değil. Bul parayı, al cıbılı. Hep çal, dertli çal. Yeri gelirse, çekinme ağla. Hopla veya zıpla. As, kes, kız, vur öldür. Papaz veya papa veya baba. Lan, çekinme al. Al cebinden al, sök al. Soy al. Olmazsa, söv al. Dolar zıplamış, iş adamı tıs diyemiyor. Olsun Ezan susmuyor; bayrak inmiyor. İş mi bu şimdi?İşte gelinen nokta budur. Yollarda insanlar ölürken, sokaklar yürümekle aşınmaz diyen terbiyesizi, demokrasi neferi yapan kafadan gelen bir alışkanlık bu. Kendisi çalmazsa, kardeşine çaldıran, olmazsa; dayıoğlu Hüsnü’ye işi yaptıran şişman siyasetçilerden alınma bir gelenekle, “elleriniz kopana kadar çalın. Para değil, kalp çal. Fikir çal. Ulan, de zikir çal. O da olur. Onu da satarsınız, cahile. El öp etek öp. Sabahlara kadar, karanlığı yala. Olmadı, Güneş’e perde çek. Kimse görmesin. Bu kadar çok, üzerine oynanan bir halka, ne çalarsan çal demekle olmaz. Sen den önce, neyse senden sonra da aynı olsun diye çal. Arada bir sor, “nasıl gidiyor eğleniyor muyuz” diye de sor. Eveeet, diyeceklerdir. Sen son sistem  donanımlar al. Ve en sonunda aynalardan önce tarihe bak.
Haziran, Temmuz veya Ağustos. Hiç farketmez. 1453 veya 1950 veya 1980. Ya yürü git. 2023’ler feda olsun sana. Ama dur azcık. Sonsuza kadar da çalmayla yürümez bu gemi. Şimdi de azcık kıpırda ve kaç. Kaç, saate bakmadan , sakın ha düşmeden, son sürat kaç. Eğer varsa bir gerçek. Olmaz ama olduysa faşist diktatör, kötü bir kukla olduğu zaman; mantar sıkıştı şarap şişesinin ağzına demektir.

Son perde, müziğin armonik senfonisinin, kesik ve kısık tonudur. Karanlığa da koşsan, Güneşlere mum da yaksan. Tren son durağa gelip, demokrasi bitti mi hepimiz bittik demektir. Sonra yine başlar, 1071 veya 1453. Ama unutma, senin savaştığın daha da acayip, 2023’ten önce 29 Ekim 1923. Önce onu çözmek gerek. Yazık oldu deme de sonunda.

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA