Mehmet Alikişioğlu / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mehmet Alikişioğlu / Yazar

Ekran sinekleri

17 Ocak 2016 Pazar 18:06

Güce tapanlar, ayin sırasında aklı biraz geriye atmış oldukları için; başka boyutu kolayca yaşarlar. Çok da güzel bir boyuttur o. Kedi için, Sefa için, Mahmut için, nereye kime tapınıyorlarsa, en basit özellik olarak ortada, abartılmış büyük bir güç vardır.

Tapınma da onadır. Yalandan da olsa farketmez. Kafa transa geçmiştir artık
Bu güç Tanrı olsa da olur olmasa da. Yalnız sağlıklı olan tapınma veya ibadet için gene en masum olanı Tanrı’dır. Fiziksel bir zorlaması olmaz, ilahi biri değilsen senle iletişime geçmez. Kitap yollamıştır. Okursun, öğrenirsin.

Sonra inancının gücüne göre, taparsın. Bunda çok karmaşık bir durum yok. Ortada zorlama yok çünkü. İşte sorun, araya giren, çeşitli alçakların şarlatanlıkları.
Kendilerine ilahi insan havası veren; yalancı, hırsız, dolandırıcı namussuzlar. Tanrı sanki kendi istekleri ve buyruklarını açıklamaktan acizmiş gibi, bu soytarılar devreye girer, geri kalmış ülkelerde. Bu soytarıların en büyük düşmanları, resmi din kurumlarıdır.
Resmi din kurumları insanları bilinçlendirdiği sürece, bu din tüccarları ekmek yiyemez ve halkı sömüremez.
İliklerinden pazarlanlamış din fışkıran cahil toplumlarda, devletin resmi din kurumlarından çok, bu alçak din şarlatanları, popülerdir. Çünkü, bunlar sadece kendi ceplerini doldurmaz, ayrıca büyük bir din sektörü yaratırlar.
Peçeden, Mayo, Türbandan, Başörtü’ye kadar koca bir pazarlama ve iletişim alanı. Yalandan, masaldan geçilmeyen anlamsız, kitaplarını bile satarlar bu yalancılar; saf insanlara. En çok rahatsız oldukları, Tanrı’nın kitabı ve devletin resmi din organlarının açıklamalarıdır.
Günümüzün din şarlatanları, “Tanrı şöyle dedi ama; aslında söylediği bu anlama gelir” diye, rahat ve sıkılmadan, terbiyesizlik ve ahlaksızlık yapabilir.
Bunun yasağı da olmaz. Çünkü, halkı bilinçlendirme ve Tanrı’yı övmek gibi palavralara sığınır, bu güce tapılmasının, namussuz maşaları.
Nereye ne kadar vergi verdiklerini; evlerindeki lüxü, hangi eğitimi aldıklarını da soran olmaz, bu zibidilerin. Asıl görevleri halka güç karşısında, korku hissetme alışkanlıkları kazandırmaktır.
Kadının bacaklarının arasından çıkmayan, zeka geriliğiyle dolu boş kafaları vardır. Kadını aşağılamak yolu ile kendilerine güç devşiren, cahil ataerkil toplumlarda sıkça karşımıza çıkar bunlar. Çok üzücüdür; kendilerine hoca denir bunların.
Gerçek hocaların, tüylerindeki toz olamayacak, geri kalmışlık neferleridir.

Son zamanlarda, yerden yere vurdukları diyanetin; yarısı kadar bile eleştirilmez bu alçaklar. Ekranlarda, cahil ve aptal sunucularla, din alır din satar bunların çoğu. Atatrük ve onun kurumlarına sataşmadan duramaz, pislikler.
Sümerbank veya Kayseri Tayyare Fabrikası dahil; o kurumların varlık nedeni ve onu kuran zekayı anlamak, bu bir boyut diyelim.

Diğer bir boyutsa, Türk Dil Kurumu dahil; Diyanet Kurumu’nun gereği ve fonksiyonu. O ismine gıcık kaptıkları Mustafa Kemal; Fabrikaları sonsuza kadar yaşatın demediği gibi; Diyanet’i de Sağlık Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın ötesinde bir bütçeyle donatın dememiştir.
Yok din kurumu gerekli; yok gereksiz. Boş ver bunu. Asıl vatandaşı sövüşleyen, din soytarıları her yerde, gidip onları yakalayın. Cahil, yalancı bir sürü yobaz.
Yoksa, sıkışınca laiklik sıkışınca, ayeti kelime; bir adım ileri götürmez bizi.
Çok yorar insanı, silahsız belki; ama hep yalan hep masal, hep korku; asıl işkencenin en önde gideni, açıktan törör bu. İnançların saygısızlığından beslenen, dönek ve namussuz gericileri kim susturacak acaba.
Laiklik, tanımının ötesinde yapı olarak; hayata geçemezse; olacak budur. Ekran sinekleriyle etkin mücadele edecek olan yine; resmi kurum olmalı; ama RTÜK değil.

 

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA