Mehmet Alikişioğlu / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mehmet Alikişioğlu / Yazar

Eskisi gibi miyavlamıyor

11 Aralık 2013 Çarşamba 12:49

 

Her mesleğin kendine göre bir sorun türü var. Ancak bu mesleklerden bazılarının sesi diğerinden fazla çıkıyor. Buna, bir yerde mesleğin kendi alın yazısı diyebiliriz. Basın çalışanlarıyla, siyasetçiler oldukça olanaklı görünüyor. Gazeteci, öyle ya da böyle derdini söyleyebiliyor. Abartıp, sağı solu rahatsız etmediği sürece sorun yok. Rahatsızlık şiddetli olursa, zaten olacaklar belli. Nereden belli? Olanlardan belli. Bazı açılardan Bangladeş adlı ülkeden sonra dünya ikincisiyiz. Artık hangi açılardansa, bir zahmet internete yazalım, görelim. “Kedim eskisi gibi miyavlamıyor” dan tutup; “havalar da buz kesti” ye kadar yazabiliyorsun. Tercih senin. Akademisyenlik ve sanatçılıksa, iletişim açısından daha sınırlı olanaklara sahip. Derdini anlatacak çok kişi bulamazsın her zaman. Karşında bir bilim adamı veya sanatçı olacak ki; ancak o zaman derdi paylaşabilesin. Bunu her zaman bulamayınca da geriye çok fazla yol kalmıyor. Ya derse girdiğin öğrencileri esir edeceksin. Onlar da sana mecburen katlanacak. İşin ucunda, geçme kalma kaygısı ve not korkusu var çünkü. Sanatçıysan ve hele müzisyensen tamamen bitiksin. Çünkü, genelde; tipin, tarzın ve çalışma saatleri açısından, potansiyel uyuşturucu bağımlısısın. Ol veya olma ancak genel kanı biraz böyle olumsuz. Çok kibar yazdım genel kanıyı dikkat edilecek olursa. Doğrusu, “keş” muamelesi görmekte çoğu, yazmalıydım. Yazmadım çünkü, popçu biraderleri dışarda bırakmak isterim. Onlar genellikle alemin kralı. Gerek, birbirinden zevzek şarkıları, gerekse kadınlı erkekli, Sezen Aksu dışında başka birini algılayamamaları sebebiyle, yazıyorum bunları. O cicişlerin de derdi var elbette. Fakat gerek kırık tavırları, gerekse; sürekli eller havaya kafalarından dolayı, çok kapsama almak istemiyorum. Allah selamet versin. Kraliçeyle beraber, 150 yıldır, “Firuze; Rakkas Geldi Meydane Al Bastı Ak Gerdane, Salla Gül Memeler Çağlasın, diye diye yürüyor gemileri. Memeler, düğmeler, eller kollar; o alem başka. Bunlar dışında bir de “el işleri”ni meslek olarak seçmiş olanlar var.Örneğin marangozlar. Adamlar; elinde, tahtaya, oduna, kütüğe hayat veriyor. Adamlar dedim, çünkü antropolojide, günümüze gelmiş bir kadın yok bildiğim marangoz olarak.
Hadi, herkesin elinden “iş” gelmiyor diyelim. Makinayla kapı, pencere yaratıyorlar. En kötü evde, nerden baksan toplam 10 adet bulunur, böyle emek üretimleri. Ben şahsen, bugüne kadar ne bir dertlerini, ne de bu kardeşlerin, derneklerini gördüm etrafta. Araba tamircileri ve onların çırakları da dahil buna. En son Cem Karaca’nın Tamirci Çırağı şarkısı vardı. Sonrası, Mustafa Sandalın billur sesinden kayboldu gitti. Bunu da geçelim. Diliyle para kazanan birsürü palavracı var. Falcılar. Beyoğlundan başla, Kayseri Tomarza’ya uzan. Mantar gibiler. Kepişik bir iş. Fakat mutlu çoğu. Salla sallayabildiğin kadar. Eğitim yok, yetenek yok. Eğer o yaptıkları iş yetenekse, o kadarı elekrikli süpürgede de var. Düğmesine basınca, etraftakı bütün çöpü, çapağı topluyor. Binlerce meslek odası ve dernek levhası dolu etraf. Hepsini geç. Taksi ve minübüsçülerin bağlı olduğu dernekler nasıl bu kadar sessiz ve mutlu. Sabah akşam, yollarda gördüklerimiz, başka ülke şoförleri değil heralde. O kornalarını, “daat daat” diye, nasıl da ahenkle öttürüyorlar değil mi? Yiyorsa birine bir laf söyle bakalım!

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA