Mehmet Alikişioğlu / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mehmet Alikişioğlu / Yazar

Gazlı ve Maskeli

18 Temmuz 2013 Perşembe 00:25

Bir konuda "tasalanıyorum" dediğimizde; o konu hakkında olumsuz bir beklentimiz var demekmiş. Yani, çapına göre beynimiz, durumu öyle algılarmış. İlk tepki ise, kendimize çeki düzen vermek ve koşulları gözden geçirmek olurmuş. Olurmuş diyorum, çünkü birkaç kitaptan çıkarabildiğim ortak sonuç bu. Bu sonuç neye bağlı, benim kafanın algı çapına. Daha çirkin ifade edemezdim çok istesem de. Elbette  çirkinlik bile, benim kabalığıma bağlı. Kabalık ise, artık buraya yazmasam daha iyi olur; öküzlüğümüze bağlı.


Bir küçücük tasalanma dediğimiz; duygu aslında ne karmaşık süreçlerden geçerek içimizden çıkıyor. Şimdi bazı saygıdeğer, kardeşlerimiz çıkıp şunu söyleyebilir. "Kardeşim, ne söyleyeceksen uzatma. Bu kadar vıdıd vıdı yapacağına, aç sözlüğü bak tasa ne demek" diye. Onu da yaptım. Üç aşağı beş yukararı şunu söylüyor. Bir insan bir konuda tasalanıyorsa, onunla ilgili olumsuz beklentisi vardır. Nasıl; oldu ama! İsteyince hop diye bir iki kelimeyle anlattım. Zaten gerek de yokmuş; bir iki kitap makale okumaya. Yani demek istiyorum ki; cehalet böyle bir şey. Bilmediğin konularda, boş konuşmaktan hoşlanıyorsan, pratik yoldan neymiş de değilmiş, duyduğunu gördüğünü söyle gitsin. Afedersiniz, bizim genel mantığımız da böyle. "Kafa ütüleme kardeşim kafası" bu. Sanki kafamızı çok kullanıyoruz da her zaman. Aman ütülenmesin o zaman. Hemen konuyu ilerleteyim. Tasa, eğer olumsuz bir beklentiyse, o zaman kaygı ne? Kaygı da olumsuz beklentinin endişeye dönüşmüş hali diyor kitaplar. Yani, bu Gezi Parkı'nın rövanşı çok acı olacak; deyip kabuslarla, kan ter içinde kalıyorsak "kaygı"lanıyoruz demekmiş. Fakat, "ya arkadaş sakin olun; bir ağaç kesilir bin tane dikilir. Lan, birbirimizi iki dal bir yaprakla mı biliyoruz" diyorsak o da kaygının kaba ifadesi değil; dangalaklık olur zaten. Henüz böyle bir görüş olmadığı için geçelim onu. Gelelim, tasa sonrası kaygıya ve onun da bir ilerisi olan "korku" ya. Korku: bir tehlike karşısında duyulan kaygıdır. Mesela, oturduğun apartmandaki iki ayrı komşunla yaşadığın yasak aşk.  Komşuların seni satışa getirmeleri sonucunu düşünürsek. Çok tehlikeli bir durum ama  heyecanlı da bir yönü var. Yani tehlikeli ama çok yüksek kaygı hissedilmeyebilir. O zaman korku yok demektir. Elbette bu neye bağlı? Kişinin, zamparalık becerisi, zekaya,  apartman boşluğunun yankı düzeyi veya asansörün gürültüsü gibi sebeblere. Ama en önemlisi, bir komşu olarak, bence çok kaygılanman gereken bir tehlike hali bu. Bu ahlaksızlık ve tehlike boyutundan kaygı duymuyorsan, korku da oluşmuyor.Ne oldu; herşey aslında insanın cehlaletine ve öküzlüğüne geldi dayandı. Zaten "cahil cesur olur" dedikleri de bu. Onlar benim kadar geveze ve ayrıntıcı olmadıklarında, kısa söyleyip kestirip atmışlar. Veya "her işin başı, kıçı eğitim" deyip noktalanmış konu. Yoksa bu kadar çok kaygı duyulması gereken tehlikeli durum karşısında, sadece heyecan ve macera peşinde koşulduğunu söylemek, başka türlü açıklanmaz. İstanbul turizm açısından çok dibe çakılıyor. Bu büyük tehlike karşısında çok kaygı duymamız gerekirken,farklı heyecanlara koşmasak artık. Gazlı;maskeli veya baharatlı ve terbiyesiz. Çok sıktı bu iş!

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA