Rıza Zelyut / Gazeteci /Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Rıza Zelyut / Gazeteci /Yazar

Hacı Bektaş’ı tanımalıyız

16 Ağustos 2014 Cumartesi 13:28

Bugün Nevşehir İli’ne bağlı Hacıbektaş İlçesi’nde uluslar arası nitelikteki 51. Hacı Bektaş-ı Veli Törenleri başladı. Her yıl  yapılan bu törende, Türk milletinin büyük bilgelerinden ve halk önderlerinden olan Hacı Bektaş-ı Veli anılmaktadır.

Halk tarihinde “Hünkâr” diye anılan Hacı Bektaş, 1209-1271 yılları arasında yaşamıştır. Kendisi, kardeşi Menteş ile birlikte Anadolu’ya yerleşen Türkmen tabakalarının önderlerinden birisi olmuştur. Onun eğitimi; Türkistan’daki Ahmet Yesevi çizgisinde tamamlanmıştır. Kendisi, manevi hayatının anlatıldığı Menakıpname’de, “Peygamber Muhammet soyundan bir seyyid” kabul edilmektedir.

Anadolu’nun fethinde gönül ve eğitim yolunu kullanan Hacı Bektaş, bugünkü adı Hacıbektaş olan; o zamanlar Suluca Karahöyük olarak bilinen köye yerleşmiştir.

Buraya 1240 yılında Babalılar ayaklanması diye bilinen Türkmen ayaklanmasından sonra göç ettiği tahmin edilmektedir.

Hankâr’ın da katkısıyla 13. Yüzyıl, Türk tarihinde bir aydınlanma yüzyılı haline gelmiştir.

O çağda Mevlana Celaleddin Konya’da, Seyyid Mahmud Hayrani (Ki, Kemal Kılıçdaoğlu’nun dip dedesidir) Aksaray bölgesinde, Ahi Evren Kırşehir’de insanları aydınlatmışlardır.

1243 yılında Moğollar Anadolu’yu işgal edince müthiş bir zulüm başlamıştır. Kırsaldaki göçebe Türkmenler ile şehirlerdeki esnaf (ahiler) bunlara direnmeye başlamışlardır. Bu direnişin kırsaldaki önderi Hacı Bektaş, şehirlerdeki önderi de Ahi Evren’dir. Ahi Evren ile Hacı Bektaş çok sıkı dostturlar.

Hacı Bektaş-ı Veli, yerleştiği Suluca Karahöyük’ü kısa sürede bir okul haline getirmiştir. Yerleştiği nokta da Bizans devleti ile Selçuklu Türk devletinın sınırıdır. Buralara, Moğol baskısından kaçan Türkmenler yığılmaktadır. Hacı Bektaş, onları örgütleyip sırıları yurt haline getirmesi için görevlendirmektedir. Böylece, daha Batı’da Bizans sınırları içinde toprak kazanmak için mücadele yürüten alplar (gaziler) Hacı Bektaş öğretisinden de güç almaktadırlar.

Osmanlı Devleti’ni kuran Od-Man (Ateş) bey de işte Hacı Bektaş çizgisindeki alplardan yararlanmıştır. Bu yüzdendir ki daha sonra kurulan Yeniçeri ordusu kendisine pîr olarak Hacı Bektaş’ı kabul etmiştir.

Hacı Bektaş; 72 milleti bir kabul eden; insanları dine ve milletine göre ayırmayı küfür sayan bir düşünceyi üretmiş, yaymıştır. Öyle ki o, “kâfir ile mümin bir damladan yaratılmıştır” diyecek kadar geniş gönüllü ve hümanist birisidir. Açıklıkla söyleyebiliriz Hacı Bektaş’ın 750 sene önce söylediği ve çevresine kaubl ettirdiği özgür, demokratik, laik görüşlere Türkiye bugün sahip değildir.

O, bütün bunları İslam dininin bir yorumu olarak ortaya koymuştur. Bugün yerlerde sürünen İslam dünyası; Hacı Bektaş düşüncesine yönelebilirse tekrar ayağa kalkabilecektir.

***

Hacı Bektaş-ı Veli;  Türk kültürünü en geniş ve en temiz haliyle yaşatmış; bunu küresel hale getirmiştir. O, Yunus Emre gibi ulu bir ozanın yetişmesine de fikirleriyle katkıda bulunmuştur. Gelenek, Yunus Emre’nin Hacı Bektaş okulundan nefes aldığını kabul eder. Gerçekten de Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı  Veli’nin yazmış olduğu kitaplarda yer alan hümanist fikirleri almış, şiir (nefes) haline getirmiştir.

Dönemin Sünni şekilci ibadet anlayışını dayatanlara karşı şöyle demişler:

“Bir kez gönül kırdın ise

Bu kıldığın namaz değil

Yetmiş iki millet bile

Elin yüzün yumaz değil”

Tanrı’yı insan kalbinde bulan, insanı Tanrı’nın benzeri sayan ve kutsayan Yunus Emre ile Hacı Bektaş-ı Veli, daha sonra Alevilik diye anılacak olan bir İslam yorumu geliştirdiler. Bu yorum ile de Türkler, Anadolu’daki Hıristiyanları kedilerine bağladılar. Öyle ki Rum ve Ermeni Hıristiyanlar Hacı Bektaş’ı kendi azizlerinden birisi gibi görmeye başladılar ve ona Aziz Şarolombos adını verdiler.

İşte bu benimseyiş nedeniyle Hıristiyan Rumların  egemen olduğu Anadolu Türkleştirilebilmiştir. Yani Hacı Bektaş, aslında en ulu kültür milliyetçisi sayılabilir. Ne yazık ki siyasal milliyetçiler yüzünden tarihimizin bu yüzü kapalı kalmaktadır.

***

Hacı Bektaş’a bağlı Türkmen alpları, Osmanlı Devleti’nin temelinde yer almakla kalmadılar. Bunlar Yeniçeri Ordusu halinde Balkanları da fethettiler. Bu ordunun içinde, savaş sırasında mutlaka Hacı Bektaş evladı bir dede bulunmuş ve dualarıyla askeri coşturmuştur.

Kendisini Türk milletinin bir parçası gibi gören herkes, Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli’yi tanımalıdır. Bu konuda var olan bütün kaynakları taramak suretiyle yaptığım çalışma “HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ/Ali’nin Sırrı” adıyla yayımlandı. Kripto Yayınları’ndan çıkan bu eserde Hacı Bektaş-ı Veli’nin tarihi, toplumsal ve dinsel kimliği, ilişkileri geniş olarak anlatılmaktadır.

Onu tanımadan, kendinizi tanıdığınızı sanmayın.

 

 

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA