Rıza Zelyut / Gazeteci /Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Rıza Zelyut / Gazeteci /Yazar

Hacı leylekten Başbakan'a mektup

09 Temmuz 2013 Salı 00:08

Biz leyleklere Anadolu'da "Hacı leylek" denilir.

Bu topraklara her baharda güneyden geliriz ya...
Orası da kutsal iklimdir.
Halk; bizi bu yüzden hacı gibi görür.
"Hacı Leylek" der.

Bu Türkler işte böyledir...

Kuş ile insanı ayırmaz...

Dedelerimiz anlatırdı da... Kuşlar için neler yaparlarmış neler... Evler bile...

Ama bizim kıymetimiz bir başkadır.

Bir köye yuva yaptık diyelim.

Bir yaramaz oğlan çocuğu eline taş almış bize atacak.

Hemen şamarı yer. Veya kulağına yapışırlar.

"Oğlum  bunlar hacı leylek. Onlara taş atılır mı? Sonra çolak olursun!"

Buranın insanları bizi sevdi, biz de onları...

***

Araya zaman girdi...

Yeni tip insan girdi.

Ne hacılğımız kaldı şimdi ne de kuşluğumuz.

Bu yüzden... Çok sıkıştığımız için... Derdimizi bu toprakların başındaki insana yazalım dedik.

Çünkü o sadece insanların değil, biz leyleklerin de başbakanı...

Nasıl ki insana su, ekmek, barınak, hayat alanı sağlıyorsa bize de sağlamalı değil midir?

O yüzden yazıyoruz ya...

Bir de şu mübarek Ramazan'ın ilk günü yazdık ki belki okur...

***

Acaba biliyor mu başbakanımız?

Biz leyleklyer açık denizler üstünde uçamayız. Denizleri boğazlardan geçeriz.

Kış geçip de bahar işaretini verince koparız Hac iklimlerinden, yallah Kuzey'e...

Ve de şu Anadolu'ya, Trakya'ya...

Önce gelir denizi geçmeden konarız İstanbul'a...

Çamlıca bizim için havaalanı gibidir. Vurur rüzgâr kaldırır bizi yukarılara...

Şimdi orada konacak yerimiz kalmadı.

Dedik biraz daha geriler olsun... Çekildik kara tarafına doğru...

Biz çekildikçe insanlar geldiler...

Geldiler evler diktiler.

Ağaçları kestiler...

Çayırlarımızı yok ettiler...

Su içtiğimiz dereleri kuruttular.

Kalan dereler de zehir akıyor.

Su içsek zehirleniyoruz; içmesek ölüyoruz.

Gidip bir yılan arıyoruz ki yuvaya taşıyıp verelim yavrumuza...

Ne gezer yılanları da yok etmişsiniz...

Ara sıra ölü bir sıçan bulsak...

Yiyince biz de zehirleniyoruz.

Allah aşkına başbakanım; bu senin insanlar; bu topraklara, böceklere, sulara, ağaçlara ne yapıyorlar?

Sizin dedeleriniz eskiden bizlere kendi elleriyle evcikler yaparlardı.

Şimdi biz yuva yapacak ağaç, kalacak çayırlık bulamıyoruz.

Bir de elektrik telleriniz var ki tam ölüm makinesi...

İkide bir çarpıyor bizleri...

***

Sözün kısası başbakanım...

Sen insanların başbakanı isen kuşların da başkanısın.

Bizim haklarımızı da gözet.

Yaşadığımız yerleri bizim için ölüm tarlalarına çevirenleri durdur.

Her gün bin gezi parkı kadar yeri yok ediyorlar da kimsenin haberi yok.

Hele şu İstanbul, hele burası...

Burası bizim havaalanımız...

Havalanımızı daha fazla yok ettirme ey başbakanım?

***

Eğer bana inanmıyorsan...

Bu leylek yalan söylüyor diyorsan...

Bir zamanlar reisi olduğun İstanbul'un leylek alanlarına bak...

Bir de şimdikine...

Konacak yerimiz kalmadı ey başbakanım...

Eğer bizim hakkımızı hatırmazsan...

Eğer hayat alanlarımızı talan edenleri durdurmazsan...

Biz İdare Mahkemesi'ne gidemeyiz...

Lakin Hakkın mahkemesinde davacı oluruz...

Bilesin başbakanım.

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA