Mehmet Alikişioğlu / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mehmet Alikişioğlu / Yazar

Hangi özgürlük

24 Haziran 2013 Pazartesi 00:01

Yazar veya akademisyen veya buna benzer işleri yapanların; az veya çok ne dediğini bildiği düşünülür. Siyasetçilerin de aslında öyle olması gerekir. Ancak onların durumu azcık karışıktır. Biz bunun sebebini genelde sağa sola çekeriz. Oysa en ana, sebep bizim bağımsız bir ülke olup olmamamızla ilgilidir.


Yok, tam bağımsız; yok, yarı bağımsız, yok 1924 anayasası varken daha daha bağımsızdı! Bunlar biraz masal. Hani 1938 yılı belki bir dönüm noktası olabilir. Ama onunla ilgili yazılı bir belgem yok. Olsa yazabilir miydim? Yazardım elbette. Yani bağımsızlığım ölçüsünde yazardım. Anlatmak istediğim de bu. Bağımsızlığımın ölçüsü ne? Hemen onun da sahte bir cevabı var. Başkasının özgürlüğünün başladığı yer de benimki bitiyor!Hah işte sınır o.Mesela Irak'taki özgürlük sınırı, ta Amerikaya kadar gidiyor. Komi değil mi. Bağımsızklıkla ilgili, bütün bu anlattıklarıma, en başta ben inanıyor muyum? Hayır. O zaman niye yazıyorum. Bağımsızlığı, özgürlüğü kişiye ve mesleğe bağlamayalım diye. Şu da değil söylemek istediğim; "ülke ne kadar bağımsızsa, gazeteci de o kadar olur". Gazeteci özgür olabilir ama o zaman zaten gazeteci olmaz.

Bir iki dönem sonra CEO veya en azından bir milletvekilliğine geçer. Sadece bizim ülke mi öyle diğerleri de aynı mı bilmem. Fakat biz de daha yazarın kaleminin eğiminden anlıyorsun gidişini. Çok fazla da şaşırtan  gazeteci bugüne kadar da çıkmadı. Bir iki örneği var. Fakat ismini hiç bahsetmeyim, benim kalemin de beli kırılmasın. Ben şahsen, bu geçişlerden rahatsız olanlardan değilim. En azından gazetecilikten, siyasete geçenler dürüst gibi. Mesela, Ben Bahçeli'nin aydınlanmacı fikirlerine aşığım diyen bir yazar; şimdi de İngiliz İşçi Partisine sempatim var demiyor. Dese zaten "pisküğüt"ü rüyasında bile göremez. O da bağımsız kendince. Ama bağımsızlığın üzerimize yağması gereken hukuk bir türlü bağımsız olamıyor.  Bugün için değil. Hep böyle. Çünkü karar veren hakim ve yasa koyucunun yaşam biçimleri, o cezayı yiyen hiç anlayacak mantıkta değil. Sokaklarda eylem veya yazıya çıkılan günlerde de böyleydi, bugün de böyle. Darbe dönemlerinde de aynı sonrasında da. Duvara yazı yazan, pullama yapan, slogan atan, gaz sıkan veya yiyen. Ceza ya var; ya da hiç yok. Çünkü, cezayı düzenleyen ve veren, cezayı alanın yanından bile geçemeyecek kadar züppe. İşte sanat dediğimiz şey de bunun için bir mayadır. Şiir okuyan adamı hapse atan adam veya hapse giren şair olmak zorunda değil. Fakat, laf söyledi diye adamı hapse sokan kafanın; şiirin ne demek olduğundan haberi olması gerek. Bunu demeye çalışıyorum. Deniz gezmişleri asan Kocakafalı adam, hayatında bir kez; bir fikre karşı gelip yollara çıkmış mı? Çıkmamış elbette. Çünkü zihnen bağımsız değil. Sokağa çıkmamış ama sokakta gösteri yapanların ölmesi ve yaralanmasına, "sokaklar yürümekle aşılmaz diyecek" kadar da saygısız. Görevi sokakların huzurunu sağlamak olan da bu koca göbeğin kendisi. Dahası, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam kararı mecliste oylanırken, elini kaldırıp diğerlerinin ne yaptığına bakacak kadar da korkak ve vicdansız. Ülkedeki yakıt sorununa; "benzin vardı da biz mi içtik diyen şımarık ta o. Derdim kişi veya yaptığı iş değil. Bağımsızlık, bireye, ülkeye veya insana yaslandığı zaman böyle oluyor. Koltukların yayları sömürü üzerinde. O, bu, şu hiç farketmez. Bağımsızlık, neredeyse geliyor kafası saçma olan. O zaman çözüm ne? Çözüm şu: "Beni temsil edenler mecliste yok demek yerine; Ben; ne kadar ve kimden bağımsız yaşıyorum? O dur asıl bağımsızlığın ve özgürlüğün ve kişiliğin gücü.

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA