Rıza Zelyut / Gazeteci /Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Rıza Zelyut / Gazeteci /Yazar

İstifa et Mardin Valisi

02 Nisan 2016 Cumartesi 12:05

Bundan tam on yıl önce aynı çağrıyı Diyarbakır Valisi için yapmışım. 2 Nisan 2006 tarihli Güneş gazetesindeki köşemin başlığı şu: “Diyarbakır Valisi Görevden Alınmalıdır”
O tarihte Diyarbakır Valisi Efkan Ala idi. Efkan Bey’i Avrupa Birliği temsilcileri çok çok beğeniyorlardı. Çünkü kendisi Batman’da PKK’lıların beklentilerine uygun davranmış; bu yüzden de dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan tarafından ödül olarak Diyarbakır Valiliği’ne getirilmişti.

O kadar hızlıydı ki Efkan Bey, Diyarbakır sokaklarına astırdığı afişlerden birisinde şöyle yazdırmıştı: “DİYARBAKIRLIYIM-TÜRKİYELİYİM-KÜRDÜM”
Gelsindi artık Barış Süreci, Milli Birlik ve Kardeşlik Süreci, Çözüm Süreci... Artık analar da ağlamayacaktı. Başbakan Erdoğan’ın deyişi ile “kandan beslenenlerin devri” kapanmıştı. Bu sahte bahara, Abdullah Gül, “Türkiye’de çok güzel şeyler olacak!” diye yürekten destek veriyordu.

NUSAYBİN ŞEHİTLERİ
O tantanadan geriye kalan şimdi kandır, yıkıntıdır. Peki ders alınmış mıdır?
Bölgeden gelen haberlerden çıkartıyoruz ki 2006’daki AKP Valisi Efkan Ala ne ise bugünkü Mardin Valisi Ömer Faruk Koçak da odur.

İzliyoruz ve biliyoruz ki 24 Temmuz’dan itibaren TSK önderliğinde polisimiz ve korucu kardeşlerimiz teröristleri kazdıkları o hendeklere gömüyorlar. Bir şehide karşı on PKK’lı etkisiz hale getiriliyor. Lakin Nusaybin’de bir dengesizlik var. Asker-polis orada PKK’lılarla çatışmadan çok tuzaklanan bombalardan şehit oluyor.

Sebebi nedir diye sormayın. Geçen günkü haberler doğru ise güvenlik güçleri eylül ve aralık aylarında bölgedeki PKK’lı teröristlere karşı operasyon yapmak istemişler. Yetkiyi elinde tutan Vali Koçak bu operasyonları tam beş kez engellemiş. PKK’lılar da bu fırsattan yararlanıp Nusaybin’in her yanını, hatta kaldırım taşlarının içini bile yeni tip bombalarla doldurmuşlar. Nasıl olsa bölgedeki HDP’li belediyelerin çöp kamyonları dağa çöp götürüyor, şehirlere bomba getiriyor ya...

Rakam düşündürücü: Nusaybin’de PKK ile çarpışırken 4 şehidimiz var. Lakin bombalarla şehit verdiğimiz asker-polis sayısı 16...
Şimdi soruyorum: Sayın Cumhurbaşkanı, PKK’ya destek olanlara haklı olarak ateş püskürüyorsun. Peki senin valin, PKK’lılar bomba tuzağı kurar iken onlara askerin -polisin dokunmasını engellemiş ise buna ne diyeceksin?
“Askeri vesayetle mücadele ediyoruz!” diyerek PKK’nın önünü açtığınızı acaba anlayabildiniz mi?
Nusaybin’de bombalı tuzaklarda can veren bu şehitlerin kanı kimin ellerindedir?
PKK’lıların mı?
Onlara operasyon yaptırmayan valilerin mi?
Yoksa askerin operasyon yetkisini elinden alan siyasetçilerin mi?
Cevabınızı ve bu valiye ne yapacağınızı çok merak ediyorum...

GERÇEK ASLAN

Son yıllarda çok hasret kaldığımız bir haber geldi Güneydoğu’dan... Şırnaklı Tatar ailesi bölgedeki askere evini açmış ve onlara yemek vermiş. Vay sen misin bunu yapan? PKK’lılar ve bunların yardakçıları her yandan bindirmişler... Ama ailenin lideri Arslan Tatar kaya gibi sağlam. Çok beğendiğim bir cevap vermiş onlara. Hem babası Mehmet Tatar’ın hem de kendisinin bunlarla da ekmeğini paylaştığını söyledikten sonra soruyor: “Şırnak bugün bu halde ise sizin hiç mi suçunuz yok?”

Devamında PKK’lıları “Kürtlük arkasına sığınarak halkı perişan etmekle, çıkar uğruna bunca genci ölüme sürmekle” suçluyor. Şu söylediği de ilginç: “Şunu bilin ki hiçbiriniz benim kadar ne Kürt olabilirsiniz ne de Kürtlüğünüzle gurur duyabilirsiniz.”
Bu yiğit insan PKK’lılara, “Bugün bile bu memleketi ben ve ailem ile bizim gibi bazı kardeşlerimiz terk etmedi. Peki siz neredesiniz?” diye soruyor.
Onlar hayırlı işte yokturlar değerli Arslan Tatar. Şerleriyle birlikte de sökülüp atılacaklardır o topraklardan. İyi ki sizler varsınız... Bütün Şırnaklı kardeşlerime içten selamlarımı iletin...

KIZILDERE...
Benden daha akıllıydı, daha yiğit, daha fadakâr...
Hiç tanışamadık ama hep gıpta ettim arkasından...
Yoldaşımız Mahir Çayan...
O ve arkadaşları Kızıldere’de devrim uğruna can verdiler.
Öykülerini, “Sonsuz Yarım Gün” adıyla destanlaştırdım. Bu kitap yüzünden 1981’de sıkıyönetimde yargılanırken hiç geri adım atmadım. Aldığım ceza şeref madalyam oldu.
Onlar yaşıyorlar ve yaşayacaklar...
Her yaz çıkarım Kızıldere Köyü’ne... Bir Niksar Ovası yanına, bir Almus ormanlarına doğru bakarım. Onlara selam veririm; selamlarını alırım...
Nisan 1 şakası değil bu...
Benim inandığım bir gerçek...

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA