Rıza Zelyut / Gazeteci /Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Rıza Zelyut / Gazeteci /Yazar

Kabe, Hac ve facia

29 Eylül 2015 Salı 01:55

Her yıl milyonlarca Sünni Müslüman, Suudi Arabistan’ın Mekke şehrindeki Kâbe’ye hac için gidiyor. Ve her yıl orada bir facia meydana geliyor.
Vehhabi Suud yönetimi Kâbe’nin çevresini AKP’nin İstanbul’da yaptığı gibi dev otel binalarıyla doldurarak hac törenini yapılamaz hale getirdi. Özellikle şeytan taşlama töreni sırasında insanlar birbirlerini çiğniyor.
Bu sene de 700’den fazla hacı adayı ölmüş, 800’den fazlası da yaralanmış...
Buna bir de hacı adaylarının üstüne düşen vinçle can verenleri ekleyin. Kâbe olmuş can pazarı...
Ama Müslüman ülkelerden hiç ses çıkmıyor...
HÜBEL’İN EVİ
Önce şu temel gerçeği bilelim: Kâbe, İslam ile ortaya çıkmış bir ibadet yeri değildir. Burası Müslümanlık’tan önce bir ibadet ve panayır merkeziydi. Değişik yerlerden gelen tüccarlar burada buluşurlardı. Bu süre içinde ticaretin güvenliğini sağlamak için Kâbe çevresinde, çatışma, kavga ve savaş 3 ay boyunca yasaklanmıştı. İslam’daki kutsal 3 ayların kökü de buraya dayanır.
Bu kare biçimindeki çatısız binanın içinde Hübel adlı bir put bulunuyordu. Müslümanlık öncesinde Kâbe’nin adı “Hübel’in evi” idi. Hübel onların Allah’ı olduğundan Kâbe’ye Araplar Allah’ın evi demekteydiler. Kâbe’de bir kâhin bulunurdu. Bu zat, oradaki fal oklarına bakardı. Araplar, yapacakları işleri burada fal çektirerek yaparlardı. Örneğin üstünde evet yazılı ok çıkarsa o gün o iş yapılır, hayır çıkarsa yapılmazdı.
Bugün Müslümanların Hac’da yaptıkları işleri düzenleyen kişi de Hz. Muhammed değil, 480 yılında ölmüş olan Kusay adlı bir Kureyş reisidir. Bugün “rifade” diye bilinen iş, kurban keserek Kâbe’ye gelen yabancıları doyurmak işidir. Bunu kural haline getiren de Kusay’dır. Yani kurbanın temelinde, Allah’a ibadet değil de oraya gelenleri doyurmak vardır. Hac’da kurban kesme töreni daha sonra putperest Arap geleneğiyken İslam içine aktarılmıştır.
Araplar, Kâbe’yi ziyaret ettiklerinde onun çevresinde çıplak olarak dolanırlar ve el çırparak bağırırlardı. Hz. Muhammed bu çıplak tavafı yasaklamıştır. Bunun dışındaki hac töreni putperest Arapların yaptığı gibi yapılmaya devam edilmiştir.
Şeytan taşlama işi de putperest Araplardan İslam içine aktarılmış bir gelenektir.
Araplar Kâbe’ye diğer Müslümanlar gibi saygı da duymamışlardır. Örneğin Emeviler zamanında Mekke’de isyan çıkınca burası bombalanmış, Kâbe de yakılıp yıkılmış, sonra yeniden yaptırılmıştır.
Bunları ben uydurmuyorum: Sünni İslam’ın en makbul tarihçisi sayılan Taberi yazıyor.
Hac ve Kâbe’nin tarihsel köklerini, “Anadolu Aleviliğinin Kültürel Kökeni TÜRK ALEVİLİĞİ” isimli kitabımda çok ayrıntılı biçimde gösterdim.
GERÇEK HAC
İslam dinini şekle indirgeyenler, hac denilince bundan Mekke’ye gidip Kâbe çevresini ziyaret etmeyi anlar. İslam uluları ise gerçek hacın, “insan kalbini ziyaret” olduğunu söyler. Çünkü, İslam’daki Allah, belli bir mekana konulacak bir Allah değildir ve yeryüzünün her yanını, hatta evreni o doldurmaktadır. Ve Allah’ın gerçek mekanı Kâbe değildir; insanın gönlüdür (kalbidir). Bu konuda Kuran’daki bazı ayetler ve Peygamber’in birçok sözü tanık olarak kullanılmaktadır.
Bu iç (deruni) gerçeği Horasan Erenleri dediğimiz ulu dedelerimiz pek açık biçimde dile getirmişlerdir. Hacı Bektaş-ı Veli bunlardan birisidir. Onun yetiştirdiği büyük ozanımız Yunus Emre bu konuyu şöyle açıklıyor:
“Yunus Emre, der: Hoca!
İstersen var bin Hacc’a
Hepisinden iyice
Bir gönüle girmektir”
Haccı, Kâbe’ye gitmek gibi gösterenlere Yunus Emre karşı çıkıyor ve diyor ki:
Ey hoca, bin kere bile Hacca gitsen dahi, eğer bir gönül kazanmadı isen bir işe yaramaz.”
Şu dörtlük de bunu anlatır:
“Çalış, kazan, ye, yedir
Bir gönül ele getir
Bin Kâbe’den yeğrektir
Bir gönül ziyareti”
Bu büyük ozanımız, gerçek haccın çalışıp kazanmak, başkalarını yedirmek ve böylece gönül kazanmak olduğunu dile getiriyor. Ve bir gönül kazanmanın bin kez Kâbe’ye gitmekten daha iyi olduğunu vurguluyor.
Diğer ulu ozanlarımızın da buna benzer sayısız şiiri bulunmaktadır.
YENİ YORUM ŞART
Öyleyse Sünni din adamlarının “Hacı olmak için mutlaka Kâbe’ye gitmek gerekir” biçimindeki iddialarının temeli boştur. Bunların dediği hac, kökü Müslümanlık öncesine uzanan eski bir Arap geleneğidir. Allah’ı Mekke’deki bir binanın içindeymiş gibi göstermek, Müslümanların kutsal kitabı Kuran’ın felsefesine de tamamen terstir.
Kurban işinin de İslam öncesi bir gelenek olduğu ortadayken bunu İslam’ın olmazsa olmaz bir şartı gibi göstermek büyük bir aldatmacadır.
Müslüman dünyası bu kavramları çağdaş biçimde yorumlayıp da daha uygar kurallar getirmezse, İslam dini gerilemeye devam edecektir.
Bugün hak din gösterilen İslam coğrafyasından batıl din gösterilen Hıristiyan coğrafyasına kaçmak için milyonlarca Müslümanın yollara döküldüğünü düşünürseniz, yazdıklarımın ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlarsınız. Hayırlı bayramlar diliyorum efendim...
 

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA