Mehmet Alikişioğlu / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mehmet Alikişioğlu / Yazar

Kaderine Terkedilmiş

30 Ekim 2014 Perşembe 16:58

İnsan birinden hediye gelince, kendi görgüsüne göre ona bir tepki verir. Teşekkür mutlaka edilir ve sonrası. İşte bu sonrası ve 29 Ekim tarihi, çok can sıkıcı ve mutluluk vericiydi. Her zaman öyle olmuyor elbette. Mutluluk ve can sıkıcılık biraya geliyor gelmesine de. Hangi taraf daha ağır basıyor orası tam belli değildi geçmişte. Geçmiş dediğim çok önceleri değil; en fazla 10 yıl. Her siyasi ve ve her sömürge amiri, bir yerinden payını almıştır, bu Cumhuriyet’ten.

Atatürk dışında çok fazla, insan da aklıma gelmiyor, onu yıpratmayan.
Elbette, Gazi’nin çevresinde de dolanırmış Cumhuriyete ibik atanlar. Bir kısmı, Atatürk’e imrenirken, önemli bir kısmı da çok hayranlıkla yardımcı olurmuş. Çok daha tehlikeli olanlarsa, onun emirlerini uygulamaktan, aşağılık komplexine girip, hırs yapıp içinde biriktirenler. Ata’yı tanıyanlar, o öldükten hemen sonra, mercimeği fırına vermişler. Oysa Atatürk, kendisine gelip “Yunan, Kütahya’ya kadar geldi. Savaşı kaybettik” diyen komutana, daha sonra Büyük taaruz emrini vermiş, Ata. Bu ne demek, savaşı kaybettik diye yanına gelen adamı; Büyük Taaruz’un kahramanı yaparak, öğretmeni olmuş onun Gazi. Ne öğretmiş?
   

 Mustafa Kemal’in dahi bir komutan olduğunu. Savaşlarda, uzun uzun cephe çekli alınmadan da savaşın kazanılacağını. Yunan ordularının, Anadolu’nun içlerine doğru ilerledikçe, savaşı kaybetmeye bilmeden nasıl yaklaştıklarını. Bunları öğrettiği de İsmet Paşa. Çünkü, Yunan ilerledikçe, kendi askerini kendi eliyle desteksiz kalacağını önceden görmüş Atatürk. O yüzden İsmet Paşa’ya Orduyu Sakarya bölgesine doğru çekmesini söylemiş. Cepheleri yararak ilerleyen Yunan’sa savaşı kazanıyorum sanmış.
Atatürk bu takdiği, anasından doğduğunda öğrenmemiş. Akıllı bir adam olduğu için, Napolyonun Moskova’ya kadar ilerlemesi ve sonunda Rusların savaşı kazanması gerçeğinden almış.

Dahi bir adamın bilgiyle, yeteneğidir zaten, yaptığı tüm devrimlerinde arkasında yatan. Öldükten sonraysa, önce ona komplexi olanlar başlamış, kendilerini onunla kıyaslamaya. Yakın çevreleri bu durumu kolayca fark etse de kimse anı veya şikayet yazısı çok yazmamaya çalışmış. Neden? Çünkü kişiler arası sapıkça hırslar yüzünden olan Cumhuriyet’e olur da ondan. Sonra, başta Amerika olmak üzere, onun eteklerini tuta tuta siyasetçiler yükselmiş Cumhuriyet’in omuzlarında. Halkın, Evlerine, Köy’lerin Enstitü’lerine basa basa kemire kemire, yerleşmişler ülkenin her yerine.
Kafalarında kendi çıkarları varmış. Yemişler, yemişler yemişler. Doymadan çatlayana kadar yemişler. İhtilal yapan Faşist Kenan bile, bunu Atatürk sevgisiyle boyamış, zihni gariban ve bilinci cahil; sonran görme bazı kesim halkın gözünde. Daha sonraysa, açıktan açığa Cumhuriyet’e takık, Atatürk’e kinli, gözü dönmüş, kaba, terbiyesiz bir emperyalist kitle yapışmış Cumhuriyet’in yakasına. Cesetlerle, patlamalarla, savaşlarla dine dile yalana ve talana boyamışlar ülkeyi. Buna rağmen, engel olamadıkları bir tek şey var kalmış geride. Öyle ya da böyle, acılı veya değil, tarih 29 Ekim’i gösterdiğinde, bu  Kemalist ve devrimci sevda onları kıvrandırana kadar, sürecek çirkin telaşları ve kanlı savaşları. Cumhuriyet’se kaderine terk edilmiş adeta. Bekliyor. Bir başka Mustafa Kemal ve onun fikirdaşlarının, yeniden haykırışlarını. Yazık ve çok yazık. Özgürlüğün lezzetini anlamayan insan yığınlarına, özgürlük ağır ve gereksiz bir yük gelir, çünkü.

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA