Mehmet Alikişioğlu / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mehmet Alikişioğlu / Yazar

Kadir Topbaş İdo ve Beko

22 Kasım 2013 Cuma 09:40

 

Ülkemizi sevsek veya sevmesek değişen fazla bir şey olamıyor. Ancak, hayatı da en çok onun içinde yaşıyoruz. Çok fazla bir şey de istediğimiz yok. İnsanca yaşamak demek istemem, zaten başka türlü bir yaşamı sürdürebilme şansımız yok. Çünkü, bizim vahşete karşı koruma uzantılarımız yok. Bir orman hayvanı gibi, pençe, keskin diş, koku alma veya öldürme güdülerimiz gelişmemiş. Ölmüyoruz, öldürmüyoruz da; süründürülüyor, esir alınıyoruz. İnsan normak şartlarda, yaşamını sürdürürken, toplumsal kurallar vardır. Bunlara uyarsın, uymazsan karşına hukuk çıkar. Vatandaş olarak, haddini bilirsin. Haddini bilirsin derken köle de değiliz sonuçta. Bizi köle veya "mal" o da olmadı "esir" alan olursa ne olur? Şikayet ederiz. Bir insan bir konuyu, nereye şikayet eder? Kim sorumluysa ona. Yani, her sorunu Başbakan veya Cumhurbaşkanı'na iletmeyiz. Aklına geleni; böyle yüksek yerlere şikayet edene ne denir? Çaresiz veya cahil denir. Okullarda da bu böyledir.
***
Önce sorunu öğretmenle çözmeye çalışırsın, olmazsa müdüre; o da olmazsa bakana kadar gidersin. Sonra da beklersin.
Ben artık sıkıldım bu beklemelerden. Çünkü şikayeti bildirmediğim yer kalmadı. Sabahları "İDO" bizi esir alıyor diye yazmaktan sıkıldım. Sabahın 7'sin de ben "köpek nasıl uysallaştırılır" bunu videodan öğrenmek istemiyorum. Son sesine kadar kanırtılmış bir ekrandan, reklam izlemek istemiyorum.
"Beko" dünya markası olmuş ama sabahları İDO sayesinde bizlerin nefretini de kazandı. Yatsın kalksın teşekkür etsin Bostancı-Kabataş hattı kaptanı ve çalışanlarına. Milyon dolar harcasa böyle markaya nefret yükleyen bir kampanyayı başaramazdı.
***
Allahın aşkına, biz deniz otobüslerinde esir miyiz? Bir insana zorla reklam veya köpeklerle nasıl daha iyi dost olunur adlı görüntüleri izletmek, belki de günahtır. Çocuk gibi, cahilce ve terbiyesizce televizyonu açıp, "tüm İdo çalışanları kaçıyor". Denizin ortasında, ara bakalım şikayet edecek birini bulacak mısın? 
20 dakika sonra deniz otobüsü karaya yanaşırken, teker teker çıkıyor personel. "Nerdesiniz kardeşim, ya biz mecbur muyuz, bu zevzek görüntüleri izlemeye" de istersen. Umurlarında bile değil. Anlaşmamız öyle deyip dalga geçiyorlar. Peki, neden ekrana reklamı koyup, televizyonu açıp saklanıyorsunuz deyince de; "güvenlik sebebiyle" gibi bir cevap veriyorlar. Güvenlik sebebiyle kaptanın odasına doluşuyorlar.
Beko dahil, diğer firmaları da tek tek arayacağım. Sonra okulda öğrencilerle; uygulamalı tanıtım kampanyası dersiyle; işi halletmeye çalışayım. En azından 500 ateşli öğrenci ve sosyal medya, heralde işi çözeriz.
Esir halde, deniz otobüslerine binmek deyişi hoş durmadı. Farkındayım. Ama bunlar esir alan komutan veya efendi kadar bile cesaretli değiller. Televizyonu son sesine kadar açıp, kaçacak kadar korkaklar.
Bunu belediye dahil her yere yazdım çizdim. Ancak, şunu da hatırlatayım: "Yerel seçimler geliyor. Kadir Topbaş her sabah İDO sayesinde çok da güzel anılmıyor. Sonunda Başbakanlığa mail atmak veya AKP genel merkezine telefon açmaktan başka yol yok. Ne yapayım başka yol bulamadım.

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA