Mehmet Alikişioğlu / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mehmet Alikişioğlu / Yazar

Kaplumbağa

02 Mayıs 2013 Perşembe 00:01

Tiyatro oyunlarıyla ilgili; hangisi en iyisiydi diyorum? Sonra bir ürkeklik başlıyor. Birisi çıksa “sen ne anlarsın” dese. Ne diyebilirim? Hayatı boyunca, sağa sola saparsam, “halk beni dışlar mı” diye korkanlar; bir gecede akil oldu mu? Oldu. İkna, kişisel iletişim veya grup motivasyonu eğitimi aldılar mı? Bilmiyoruz. Maaşa bağlandılar mı? Onu da bilmiyoruz. Neden bu işi yapıyorlar? Onu çok iyi biliyoruz? Buraya yazayım mı? Yok vallahi, yazmasam iyi olur. Ben tiyatro oyunlarından bahsedeyim. Kaşınmayım durduk yerde
Benim için sezonun en güzel oyunu “Kaplumbağa ”dır. Ali Poyrazoğlu ise bence içinde Oskar’larla Nobel’lerle gezen bir yaratım neferidir. Bunu derken; bu yıl Şehir Tiyatroları’ndaki oyunların eksiksiz tamamını ve üstüne otuz oyun daha izlemiş biri olarak söylüyorum. İsteyen istediğini söylesin. Ali Hoca’nın oyundan sonra, seyirciyi selamlarken gözlerindeki duyguyu yazsam üç gün yazarım. Seyircilere öyle bir bakışı vardı ki; sanki ilk kez sahneye çıkmış; ailesi, sevgilisi hepsi orada ve onlarla telepatik olarak sarılıp öpüşüyor. Bir insan sahneden, seyircinin gözbebeklerini okşayıp; kalbini açabilir mi? İmkansız elbette. Ama bu duyguyu hissettirebilir mi? Hem de kralını yapar. Ancak bunu anlatabilmem için; gidip oyunu izlemek ve oyunun sonunda Ali Poyrazoğlu’nu yakından görmek gerek. Bunun en iyi anı ise; oyunun sonu. Zaten herkes, sahnedeki tüm oyuncuların performansını ayakta, çılgınca alkışlıyor. Sen aralarından sahnenin önüne süzülüp,  sahneye yanaşıp yakından o  müthiş anı yakından görebilirsin. Ben zaten onu ekrandan biliyorum diyen varsa; “halt etmişsin sen”. Çünkü bir tiyatrocuyu ekrandan veya sinemadan görüp oyunculuğu veya davranışları hakkında konuşmak; çok anlamsız. Yetersiz de değil; saçma. Hadi sinema neyse de televizyon resmen, sanatçıyı seyirciyle adeta bulaşıklaştırıyor. İkisi de birbirine bulaşıyor ama asla kucaklaşıp sevişemiyorlar. Hele bir de, Ali Poyrazoğlu gibi; evrensel bir sanat ustası, yılık yılışık bir sunucuya konuk falan olduysa, bittin. Artık anlat dur sabaha kadar; bak arkadaş gerçek Hoca bu değil diye. Gerçi Ali hoca böyle bir ekran sineğiyle karşılıklı gelince, patpatı çakacak kadar cesur bir sanatçı ama; yine de belli olmaz. Çok nezaketli tarafına da denk gelirse, sessiz de kalabilir. Ülkemizde böyle sanatçılar yaşarken değil de daha çok dünya değiştirdikten sonra övgüler başlar. Olmazsa; sokağa, parka isimlerini veririz. Görevimiz de biter anasını satayım. Onlar hayatta ve işlerini yaparken gidip ziyaret etsek. O, olmaz. Çünkü tiyatrocunun işyeri çok eğlenceli bir yer değildir. Bize börek çörek ikram etse, onu yiyip keyfimiz gelir ve belki sıkça ziyaret ederiz. Ama bu tiyatrocu dedikleri sana hayal sunar ve olana akıl zorlar. Azcık ta sen çabalarsan, bir iki saatliğine dünya değiştirirsin. Eğer şehir sünepeliğinden çıkmak isteyen varsa; ilk adımı şöyle atabilir. İnternete Ali Poyrazoğlu yaz. Zaten, “Kaplumbağa” nerede sahneleniyor, şıp diye çıkıyor. Oyuna giderken lütfen; benim gibi eli boş gitme. Ama ne olursa olsun; oyunun sonunda Ali Hoca’nın sahnedeki devleşmesinin ardından; nasıl insancıl baktığını görmek için  önlere koş. Bizim yazı da iş yapsın.

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA