Mehmet Alikişioğlu / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mehmet Alikişioğlu / Yazar

Kırmızı çayır

26 Ağustos 2015 Çarşamba 14:31

Şu ülkede, ayakları sandalyeden yere değecek kadar, gelişmiş bir insan haline gelip, henüz devletine karşı yapması gerekenleri, bilmeyen var mıdır? Bence bilmeyen, değil ezberlemeyen yoktur. Devletin bize borcu yok mu? Var: Sağlık, Eğitim, falan filan. Ödüyor mu? Ödemiyor elbette. Ama o çok güçlü. Varlıklı yani.

Benimse, çok anlamadığım ama sevdiğim bir varlığım vardı. Onun için;  Türk varlığına armağan olsun demeyi çok severdim.İlkokulun en kudretli öğretisiydi o. Fakat andımız kalktı. Çok da umurumda değil şimdi. Zaten Türk de çok problemli bir ırk. Ben de Türk doğmuşum, ve sanırım artık ırk değiştirmem de olacak bir gerçek değil. O yüzden devam şimdilik. Varlığımı armağan etme konusunda azcık çekinceliyim. Ama çok nutuklar attım ilkokulda. Varlığım Türk varlığına armağan olsun diye.
Çok tuhaf bir histi o an:Böyle insan kendini, şahin veya kartal gibi hissederdi; söylerken.Ben kendimi feda edince Türk varlığı da kurtulacak gibi gelirdi. Yani elbette, beni bir armağan olarak kabul ederse, bir hediye olabiliyordum. Çok mağrur, böyle karizma patlamış bir havaya dalardım.
Anlamazdım ama bu cümleyi.
Sonuçta ilk öğrenimde, Ayşe Topu At, Ali Onu Öp, yaşları.
“Hülya Akil Ol; Kadir Sn de Ol. Ol ol ol. Kasalara dol. Haydi Sami Çal. Çal Hacı çal. Kaç Baba Kaç. Oğlum Sen de Kaç. Lan Hepiniz Kaçın”
Böyle söylemler yoktu. Tekerleme vardı, tekerlek kafalı alim de yoktu. Cumhuriyet kokardı Türkiye. Ben de varlığı nereye vereceğimi öğrenmiştim Türk’ün varlığına. Yani devletime. Türkiye’ye demek istedim.

Okul duvarlarında garip, fotoğraf veya resim benzeri, karışık tablolar vardı.
Beyaz bir at şahlanmış, yerde askerler yatıyor, kanlar akıyor. Ve Ay ile Yıldız, onun üzerine düşmüş. Her zaman çok ilgimi çekerdi bu tablo.
Sinemayı çok sevdiğim için, sürekli, hayallere dalardım. Bu at kimin atı? Atın üzerinde oturan atın en az iki katı, kocaman adam kim? Neden onun bıyığı yok? Yerdeki askerler ölmüşse, imam nerde gibi sorular. O tabloda hiç, kene veya kelebek yoktu.

Oysa orası çayır çimendi. Şehitli çimenlerdi onlar. Kırmızı çayırlar.

İlerleyen yıllarda öğrendim ki; bizim bu Türkiye adlı, sahipsiz ülkemiz bu hale gelsin diye, halkın kendisi, bildiğiğin terzi, bakkal, kasap, simitçi, bozacı, hepsi ölmüşler. Sonra da bizim olmuş burası. Tabloda ise bizimkiler(Osmanlılar); başka bir uygarlığı(Bizans) toz duman ediyor. Atın üzerindeki adam, Fatih. Çıtır 18 yaşında. O aralar devlet bayrağı yeşil. Fakat bizim okuldaki ay yıldızlı hilal bayrak. Ayrıca da Osmanlı da öyle, yandım yandım düzeyinde bir Türk aşkı, hiç ama asla diyecek kadar yok. Saraya çok fazla yanaştırmamış Türk ırkını. Genelde Tarlada veya savaşta kullanmış.
Oysa Biz; manyak boyutta, yandım yandım bir Osmanlıyız.

Ölüyoruz Osmanlı diye. Mezar taşlarını okuyamadığımız için, kahroluyoruz. Yıl 2015. Akılımıza bir türlü şu gelmiyor. Neden o arşivleri açmıyoruz? Açamayız da ondan.
O zaman bizim neslimizin neyi ise o olan Osmanlı’nın; Türk için yazdıkları söyledikleri çıkar. Kuyucu Murat Paşa, Alman generali değildi heralde.
Açıp okursan, devlet ve saray başka halk başka. Kafa aynı ama; Türk her zaman devlete borçlu. Boynu da kıldan ince. Neden? Orası karşışık. Nedeni belli;
şu oligarşik, askeri yönden güncel; din tüccarı; uluslararası, kimliksiz  ve tarihsiz saltanat başka türlü süremez. Çünkü başlangıcı ve sözleşmesi yok.
Adı Osmanlı veya Osmanlız veya Salihli.

Bir talihsizliktir bu topraklarda halkın cahilliği, ama asla imamların anlattığı kader değil.Üzerine imparatorluklar ve diktatörlükler kurmak içinde varolmamışızdır diye umuyorum.

Özgürlüğe takık o sakat mantık; gezi eylemlerinde şapa oturup, internete saldırırkende aynı idi. “Sen devlete kafa tutamazsın”.
Neden? Çünkü o senin varlığını armağan olarak alacak olan koca devlet. Ve senin varlığın, Abaza, Alevi, Laz, Zaza, Kürt. Boşnak, mutlaka yaşarken veya  ölü, eninde sonunda armağan olmalı. Yani Türk olmaya gerek yok, devlete kurban olmak için. Ayrıca da ortada, bir savaş varsa, herkes kurban veya şehit olur. Olmak istemese de olur. Yani ölür fakat, kasten öldürülmedikten sonra, kimse kimseye asla isyan etmez. Yeterki devlet bizleri korusun.
Nasıl şehit olacağaımızı değil de nasıl hayatta kalacağımıza kafa yorsun. Cennet bile bence mecburi olmamalı. Bıraksınlar nereye ne zaman gideceğimize, biz karar verelim. Allahın bir belası varsa sanırım o da Twitter adlı internet kuşu değil. Bela, yaşanan cehaletin vahşi olanbekçisidir.

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA