Mehmet Alikişioğlu / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mehmet Alikişioğlu / Yazar

Kürşat Başar

27 Nisan 2013 Cumartesi 08:00

Tarihi terler dışardan çok etkilese bile azcık sıkıcı atmosferi olan yerlerdir. İçine dalınca, bazen oradaki insanlarda tarihi eser gibi olmuşlarıdır. Çıkmak için debelendikçe, boğulursun. En sonunda temiz havaya çıkınca, rahat bir nefes alırsın ve daha da oraya uğramazsın.Durum, eski mekanların çoğunda böyledir. Çünkü, binanın fosilliği, insanın ruhuna yansımıştır. O zaman da işletmeciyle müşteri; hep beraber boğmaca oynarsınız.


Bir çok tarihi ve turistik yere, çoğumuz mecbur kalmadıkça adım atmayız. Ama insanın kendi ülkesindeki bir yeri, bir yabancıdan övgülerle dinlemesi de ayrı bir ayıptır. İstanbul'daki Pera Palas Jumeirah isimli şaheserde aynen öyle bir yerdir.

Ne zaman bir İngiliz kanalı izlesem, Agatha Christiefilmi görsem; aklıma bu mekan gelir. Agatha, burada  kalmış ve bayağı efsaneler yaşamış.

Bir söylentiye göre; kocası aldatmış ve kadın soluğu İstanbul'da almış. Kapanmış odasına, namusuyla yaz babam yaz. Yazmış çizmiş. Ama biz o sokağa bir levha koyup, burada Agatha Christie kaldı yazamıyoruz, nedense? Ben de bunu Beyoğlu Belediye Başkanı'na söylemiş olayım.

***

Asıl ilginç olan orada bir başka uluslararası yazarımızın da olması; o yatmıyor da yazmıyor da, Kürşat Başar.

Kürşat, çalmaya gelmiş. Saksafonu resmen "dillendiriyor" desem; az söylerim. Yıllardır içeri adım atmaya çekindiğim Pera Palas Jameirah'a; sonunda Kürşat Başarperforması göreceğim diyerek girdim.

Piyanoda Burçin Büke. Vokalde Ayşen.

Hani asalet ve onun doğallığı neyse; aynen içeride gördüğüm odur. Müzik başlıyor ve ortam iyice büyüleniyor. Dinleyenlerde acayip. Herkes o kadar güzel ve saygıyla dinliyor ki. Kıllanıyor  azcıkinsan. Bunlar biraz içsin bakalım, "eller havaya durumu başlayacak mı" diye. Bir müzik arası oluyor.

Dinleyenler adam gibi  müzik konuşuyor.

Tekrar başlıyor müzik, arkamda "cırt cırt" telefonla oynayan. Kıpkırmızı giyinmiş, masmavi gözlü, sexibir prenses. Ben azcık "ayara" geliyorum.

***

Sanki çok umurumdaymış gibi " kuru yemişleri sevdiniz mi" diyorum. Kız Litvanya'lı çıkıyor. İngilizce sıfır. "Kürşat çok iyi arkadaşım", aha şuradaki "Zeynep Talu benim kankim"dir, diyeğim ama kız benim gibi atletik erkeklere uzak duruyor. Müzik ve mekanın büyüsünü aştığım tek an odur.

Bir tarihi mekan, adam gibi bir müzikle nasıl değişiyor. Kim yapmış; nasıl başarmışsa, parayı sadece harcamamış, gerçekten "adam gibi adamlara" yatırım yapmışlar. Sadece sahne değil; çalışanlarda aynı kalitede.

***

Nebiye Kaya isimli bir barmate işten ayrılıyormuş, onun üzüntüsünü mikrofondan paylaşabilen insani bir yönetim anlayışı. Hakan Memiş isimli bir, bar yöneticisi var.

Bana kalsa bakanı olmuş bu işin. Bir Kemal İnce var;o da restaurant kaptanı. İstersen bir filtre kahve içiyorsun, sıradan mekanlardakindenkuruş pahalı değil. Hani,soyulmadan, "oh arkadaş" deyip eğleniyorsun.

Agatha yukarıda, Kürşat Başar sahnede. Dalmış gidiyorsun. Müzik ve insanlığın, tarihle sevişmelerini izlerken içmezsen içme. O zaman, ben limonata tavsiye ediyorum. Yanında, eski tip el yapımı, ipek gibi; işlemeli bez bir peçete geliyor.

Çaktırmadan, aşırıldığı taktirde eve gelen Türkçesi zayıf ve özellikle kırmızı elbiseli kızlarda, nane şekeri etkisi yapıyor. Aşırıya kaçılmasın ricasıyla; herkese iyi eğlenceler dilerim.

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA