Rıza Zelyut / Gazeteci /Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Rıza Zelyut / Gazeteci /Yazar

Millet olmadan demokrasi olmaz

16 Haziran 2014 Pazartesi 11:34

Dünya tarihini, daha doğrusu insanlık tarihini bilmeden siyaset üzerine yorum yapılamaz. Durum bu iken Türkiye’de, kendi kişisel tarihini, yani doğum tarihini bile bilmeyenlerin, ülkemizin geçmişi ve geleceği üzerine konuşması kadar acı bir şey olabilir mi?

Örneğin demokrasi üzerine konuşanlara bakın… Özellikle iktidarın “alkış çavuşu”*  konumunda olan yazarların söyledikleri cehaletin abideleşmesi oluyor.

Bunlara göre, dinsel duyguları beslemek, dinsel pratikleri yaygınlaştırmak, dinsel örgütlerin önünü açmak demokrasinin gereğidir ve demokrasiyi besler.

Yıllardır yazdım: “Din üzerinden gidilerek demokrasi kurulamaz. Demokrasi; Batı dünyasında dine karşı mücadele verilerek geliştirilmiş ve kurumsallaştırılmıştır.”

Önce gazetelerde yazı yazanların, televizyonlarda konuşanların bu temel tarihsel gerçeği bilmeleri gerekir.

Çünkü, demokrasi dediğimiz sistemin de batı dünyasında kilise sistemine karşı hemen hemen 500 yıllık bir halk mücadelesi sonunda yaratılmıştır.

TÜRKİYE NEDEN MODELDİ?

Kendi başına “İslam Dünyası” terimi bir geri kalmışlık göstergesidir. Müslümanların bulunduğu yerlerin tümünü din terimi ile anlatmak; buraların Batı’nın gerisinde olduğunu gösterir. Çünkü artık, Hıristiyan Dünyası diye bir dünyadan söz edilmemektedir.

Çünkü Hıristiyan dünyası; 500 yıl süren bir mücadeleden sonra din devletlerinin yerini “millî devletler”e bırakmıştır.

Bu 500 yıllık süreç, demokrasinin gelişmesi sürecidir.

Aynı süreç,  ilginçtir ki milli devletlerin de kurulması sürecidir.

Yani din devletlerinden kurtarılarak bir halkın ortak tarihinden ve kimliğinden oluşan milli devletlerin kurulması demek, demokrasinin de kurulması demek olmuştur. Çok karışık olan Batı tarihinin genel özeti budur.

Lakin bu gelişme İslam dünyasında başarılamamıştır. Yani Müslümanlar; İslam kimlikli feodal devletleri aşarak milli devletler kuramamışlardır.

Bunu başaran bir devlet olmuştur o da Türkiye Cumhuriyeti’dir.

Yani, dinsel hükümler yerine  sivil hükümleri öne çıkartan ilk Müslüman ülkesi Türkiye olmuştur.

Türkiye’nin dünyaya “model ülke” diye gösterilmesinin sebebi tam da burasıdır.

Peki Türkiye bunu nasıl başarmıştır?

Batı’nın yaptığı gibi din devleti yerine milli devlet kurarak… Önceki devletimiz Osmanlı Devleti, geleneğin ve şeriat hükümlerinin hakim olduğu ve demokrasinin bulunmadığı bir devletti.

Bu devlette temel güç millet değil ümmet idi…

Türkiye Cumhuriyeti ümmet yerine milleti getirdi. Türk milleti, devletin temeline yerleştirilince; dinsel hükümleri temel almaya gerek kalmadı. Böylece, milletin dediğinin temel olduğu bir sisteme, yani demokrasiye geçilmiş oldu.

Bugün Türk Milleti kavramına karşı çıkanlar; aslında milli devlete ve demokrasiye karşı mücadele veren gerici kişiler ve örgütlerdir.

YA ARAP DÜNYASI?

Bugün Ortadoğu’da yaşanan trajedinin gerçek sebebi işte tam burasıdır. Bu coğrafyadaki devletler; gerçek anlamda milli devletler değildirler; din devletidirler. Yani İslam dini hükümlerini belli mezheplerin ilkelerine göre temel alan devletlerdir. İslam adına, buralarda halkın demokratik hakları sultanlara, krallara, emirlere, aşiret reislerine ve hatta  şeyhlere verilmiştir.

Arap dünyasında BAAS hareketiyle başlayan milliyetçi uyanış; Müslüman Kardeşler adlı örgütün direnişiyle geriletilmiş; böylece bu coğrafya modern çağda bir Orta Çağ kozası içinde tutulmuştur. İslam adına, buralardaki insanlar, bir örümcek ağı ile kuşatılmış; çırpınışlar işe yaramamıştır. Değişik coğrafyalarda kurulmuş olan Arap devletlerinin temel özelliği bugün bile milli devlet değil din devleti ağırlıklı olmalarıdır. Bu süreci aşmaya çalışan Saddam Hüseyin’in ve Beşar Esad’ın başına gelenleri de biliyoruz.

Geldiğimiz noktadaki bunalım; Arapların; kendi milli kimliklerini öne çıkartamayışlarından kaynaklanan bir bunalımdır. Bu bunalımı; batılı sömürgeciler değişik yollardan destekleyerek devam ettirmektedirler.

El Kaide gibi, IŞİD gibi örgütler; Arapların kendi kimliklerini bulmasını ve demokrasilerini kurmasını engelleyen iç kurtları olarak görev yapmaktadırlar.

Din kutsalını kullanan örgütler ve siyasi yapılar; Arap dünyasının özsuyunu emmekte, canını almaktadır.

***

Türkiye; bu kavgadan 1923’te cumhuriyeti kurarak ve sistemi de laik model üzerine oturtarak kurtulmayı başarmıştır.

Çünkü büyük Atatürk, daha o dönemde İslam dünyasında din adına başlatılan savaşların Müslümanları yıkıma götürdüğünü görmüştü. Batılı sömürgecilerin İslam dünyasında değişik dinsel tarikatlar ve örgütler yaratarak milli duyguların gelişmesini önlediklerini biliyordu.

Türkiye’nin kurtuluşunun da Batı’nın kurtuluşu gibi milli bir devletten geçtiğini de çok iyi idrak etmişti. O yüzden; din devleti değil dinsel hükümleri devredışı bırakan laik devlet, yani demokratik devlet kurdu.

Herkes bilmelidir ki milli devlet laik devlettir; laik devlet ise gerçek demokrasinin bulunduğu devlettir.

Bugün; Türkiye’yi bu çizgiden çıkartarak “Yeni Türkiye” adı altında Orta Çağ zihniyetli din devletine dönüştürmeye çalışan AKP iktidarı ne yapmak istiyor dersiniz?

Belli: Türk milletini ve demokrasimizi yok etmek…

Bunun için de milli iradeyi tek kişinin eline vermek; onun istek ve işlerini milletin istek ve işi gibi kabul ettirmek. Tayyip Erdoğan’daki Başkanlık sevdası; İslam’daki halifelik sistemine dönüş arzusundan başka nedir ki?

Düşünün ki halife konumuna gelmek için PKK terör örgütünün Güneydoğu’ya fiilen hakim olması bile görmezden geliniyor…

Halkımız bu tehlikeli arzuyu ve gidişi görüp tavır takınmazsa, bir süre sonra Ortadoğu’daki geri kalmış ve çatışma halindeki ülkelerin parçası olacağız…

Akıl sahibi olan herkes particiliği bırakıp bu gidişe karşı çıkmalıdır.

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA