Mehmet Alikişioğlu / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mehmet Alikişioğlu / Yazar

Naomi yüzünden

14 Kasım 2013 Perşembe 12:46

Yaptığı işle ilgili çok az insan vardır, fırça veya eleştiri almamış. Olayı bireyselleştirirsek, benim keyfim iyi sayılır. Bugün için değil, 4-5 yıldır böyle. Arada bir, karışık kafayla yazdığım da oluyor. "Dam derken, yazı kapıya gidiyor" farkındayım. Kırıcı bir yönetsel eleştiri görmedim şimdilik. Ben de zihinsel engellerimin sınırında kalmaya çalışıyorum kendimce.


Yasemin, arada benim yazıları alıp; yazı işlerine götürüyormuş. "Ben şahsen Mehmet Ali'nin yazısından, bugün bir şey anlamadım" dediği de oluyormuş.

Desin, sıkıntı yok. Yazılar, öyle veya böyle çıkıyor ya.

Bu demek değil ki; basında hiç sorun yok. Var elbette. Ama şikayetin şiddeti; sorunun en az 100 katı. Ve şikayetin kaynağı hep amir, müdür gibi yönetimden. Daha da ileri, eğer olayı basın özgürlüğüne yaslarsak; işin ucu 2. Addülkamit'e çıkabilir.

Yazar veya çizer genelde masumu oynar. 28 Şubat'ta "İpsala Keşan Hoppala Paşam" diye kalemine takla attıran ağabeylerimiz bile şikayetçidir. Onların bazıları daha da tırtıl. Evet "bizim de o dönemde yanlışlarımız oldu" deyip, aklanıp paklandılar bile".

***

Çalıştığı gazetenin patronunun arkadaşını bırak; sevgilisine bir iki laf etti diye; fırçaların en sertini yemiş biri olarak söylüyorum bunu. Bir radyoda "Naomi Campbell" Türkiye'ye geldiğinde, makara yaptım diye, yemediğim azar kalmamıştı. Üstelik yayın da Türkçe. Ve sanırım Naomi o saatte, beni dinlemiyordu.

Ayrıca, ben nereden bilecektim, sevgili patronum Naomi'yle yat gezisinde, baş başa. Ayrıca, patron olmak da ayrı bir kafa olmalı. Yanında Naomi, özel yatında baş başasın, yapacak başka işin yok! Sabah sabah kalkıp sahibi olduğun radyoyu dinliyorsun. Hem ayıp hem de günah bence.

Aynı şartlarda, acaba bir basın emekçisi yat değil şişme botte Naomi'yle olsa, ne yapardı? Ne oldu peki basın özgürlüğüne? Hikaye. Bu olaydan bir kaç gün önce, esiyordu patron; "ben hayatımda bir tek dergimin çalışanına veya radyocuma karışmadım. Ya güvenip çalışanı özgür bırakacaksın ya da işe almayacaksın."

***

Aynen böyle atıp tutarken, işin ucu Naomi'ye değince, özgürlük falan masal oldu. Benim anlattığım yıllarda, baskının daha da beteri vardı. Askerlik yapan birine radyodan şarkı çaldık diye; neredeyse kurşuna dizilecektik. Neymiş; ismini anons ettiğimiz askerin bir kan davalısı olurmuş, radyoda adını duyunca, askerlik yapılan yere gidip, onu vurabilirmiş.

Şunu söyleyemedik; "kardeşim ordu, askerin can güvenliğini koruyamayacaksa zaten fiş çıkmıştır yerinden". Ayrıca kan davalı adam salak mı; gidip de hasmını, askerlik yaptığı böylede vursun. Bekler azcık; askerlik bitince ne yapacaksa yapar.

İş olsun işte. Askere yalakalık yapılacak ya. Özal'n başbakan olduğu dönemde, "by pass"olanların insanların, "geri zekalılaşabildiğini" ima eden yazıyı; kendi gazetesinden yazan kafa ne özgürlüğünü savunacak.

Anlıyorum elbette, Naomi benim de sevgilim olsa, belki ben de aynısını yapardım. Ama zaten, öyle bir kızın yanında radyo veya televizyon açmaz insan.

Düşünce özgürlüğüne bile aykırı bu. Kısmet değilmiş,diyelim yat olmadı, kader diyelim. Naomi'de olmasın. Ama Nicole Kidman'ın önünde ne engel var? Kader diyelim. Parkta tombala oynarken; üstüme toma devrilse şaşırmam.

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA