Rıza Zelyut / Gazeteci /Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Rıza Zelyut / Gazeteci /Yazar

Osmanlı içkiciydi

31 Mayıs 2013 Cuma 00:38

Bugün Türkiye'de kendilerini Osmanlının torunları olarak gören bir grup var. Bunlar; kendi tutucu hayat tarzlarınıOsmanlı'nın yaşam tarzı gibi göstermek peşindeler.

Osmanlı kaynaklarını incelediğimizde açıkça görürüz ki yemeye içmeye (ayş ü tarab) düşkündü Osmanlı yöneticileri...
Halk da yasaklara karşın üst tabaka gibi yaşamaya çalışıyordu. Daha 17. Yüzyıl'da,  İstanbul'da binden fazla meyhane vardır. Bu meyhanelerde çok değişik şarablar ve rakılar (arak) içilmektedir. Meyhanelerde sakiler içki sunar; çok değişik mezelerle içilirdi. Buralarda bol bol nargile ve çubuk da kullanılırdı. (Merak edenler, Evliya Çelebi'nin anlattığı İstanbul'u incelesinler)

Bir de "Ayaklı Meyhaneler" vardır. Bunlar; meyhaneye gidemeyenlere tek tek rakı satan insanlardır.  Cüppe altına barsaklara doldurdukları rakıları; uygun yerlerde durur, satarlardı.

Esrar ve eroin kullanımı da şarab kadar yaygındı ve aleniydi.

Osmanlı sarayının ve sivil yaşamının en ayrıntılı sahnelerini; ESİRCİLER HANI  isimli romanımda anlattım.

DEVLET KURULURKEN

Türkler; içme alışkanlığını İslam öncesinden getirdiler. Eskiden "dolu" denilen içki bardağına sonradan "kadeh, cam, ayağ"  gibi adlar verildi.

İslam öncesinde, beyler, hakanın huzuruna çıktıklarında; ona bağlı olduklarını göstermek için bir "dolu/tolu" içerlerdi. Bu bir antlaşma işaretiydi. Bugün Türkisten ve Sibirya bölgelerinde dolu tutan balballar (insan heykelleri biçimindeki mezar taşları) bol bol karşımıza çıkmaktadır.

Daha önce de yazdım; Osmanlı Devleti de "dolu" içilerek kurulmuştur. Bunu Müneccim Ahmet Dede; Tarih'inde açıkça yazmaktadır: "Selçuklu Devleti yıkıldığında Türkmen beyleri Moğollara tabi olmak istemediler; Osman Gazi'nin etrafında toplandılar. Oğuz Han töresi üzre önünde diz çöktüler. Osman Gazi her birine birer kadeh kımız sundu. Aldılar; itaat edeceklerine söz vererek içtiler."

Kımız; alkollü bir içecektir ve Anadolu'da bu kımız şarab ve rakıya çevrilmiştir. Ama dolu içme geleneği toplumun bütün katmanlarında devam etmiştir. 4. Murat'ın on binden fazla insanı katlettirmesi bile bu gidişi değiştirememiştir.

YA MUHTEŞEM SÜLEYMAN?

Osmanlı'nın en gösterişli padişahı olan Kanuni Sultan Süleyman da şarab içiyordu. İçmekle kalmadı, o Muhibbi mahlasıyla yazdığı şiirlerde şarabı göklere çıkardı. Buyurun birkaç beyt okuyalım:

"Gül mevsiminde tevbeyi dil tarumar ider

Meclisinde saki ola eğer bir nigâr hub"

Özetle diyor ki:  Eğer eğlence meclisinde içki sunan güzel bir kadın ise, bu baharda gönül tövbe falan (dinsel yasak) dinlemez.

Muhteşem Süleyman, benzer şarap şiirlerinden başka sadece şarab kadehini öven bir özel gazel de yazmıştır.

Bakın nasıl övüyor kadehi:

"Meclis-i meyde öper çün leb-i dildarı kadeh

Ölicek eyleyeler toprağımı bari kadeh"

Diyor ki: İçki meclisinde kadeh, güzel sevgilinin dudağını öper (ona değerek); bu yüzden ben ölünce mezarımı kadeh biçiminde yapın.

"Bir kadeh meyle cihan sırrı ayan oldı bana

Ben nice olmayayın böyle bir hevadar-ı kadeh"

Çeviri: Bir kadeh şarab içince "alemin sırrı"nı anladım. Ben böyle bir kadehin arzulayanı nasıl olmayayım?

***

Şimdi her fırsatta eğlenen, gece-gündüz içen, çengi ve köçek oynatan Osmanlıları biz "istenmeyen nesil" mi ilan edeceğiz?

Veya onların Müslümanlığını mı sorgulayacağız? Kenarda durun bakalım uyduruk Osmanlılar...

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA