Mehmet Alikişioğlu / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mehmet Alikişioğlu / Yazar

Sanatçı Kim ki?

27 Haziran 2014 Cuma 15:47

Sanat üzerine çok büyük sözler edebiliriz. Bunu çok güzel ve bir o kadar da kolay yaparız. Çünkü, sanat herkezin kolayca anlamadığı, yapamadığı ama üzerine çok konuşulmaya tanıklık ettiği bir alandır.
En çok duyulan da; santanın para etmediği, sanatçıların otel odalarında aç öldüğü gibi daramatik, trajedilerdir. Ayıpsa, sanatçının olmayan, bir sosyo politik kahpelliktir aslında bu.

İnsanın insanı sömürmesi ve birbirlerinin ürettiklerini tüketmesi üzerine kurulu bu evrensel düzen içinde, anarşist bir kişiliktir sanatçı. Yarat veya yaratama, ona bulaşman bile bir baş kaldırının nefesine soluk katmandır. Nutuk atmaktan çok daha adrenalin doludur, gelişmiş beyinler için; anlayabilirsen.Anlaşılamadığı için,çoğu zaman, hem sevilir hem de dövülür bazen sanat ve onun tanrısı, sanatçı. Yarattığı kesindir sanatçının. En pespayesi bile, başkasının yarattığını çalarken; kendinden bir iki gerçek koyar içine. Hırsızlık sanatı da sayabiliriz masumca bunu. Literatürde kabul görmesede, yobazlık sarar sarmalar onu da.

Bunalımın içidir, depresyonun kendisidir hasat zamanıdır, günü gelince, yaratan gerçek sanat çoğu zaman. Bir zamanlar içerisine girip yıkanılan, aynı zamanda o suyun içilebildiği tertemiz şelaleler kadar, estetik ve coşkuludur, görebilene. İşte sanatın ana meselesi de budur; görebilmek. Olmazsa, gösterebilmek.
Bir çokları yapabilmek diye bakarken, ona; o, görülebildiği kadar insanı ve toplumumu geliştirebilir. Yoksa, tıpkı, bir öküzle tren kadar basit ama, açı bozukluğunun, şaşı boyutunda sıkışır kalır. Kaderi olmaz sanatın, çünkü o kendisi yazar bunu. Yazar çizer veya söyler. Emir almaz, tanrılardan.

Zenginliğin, cahilliği örtemediği yerde; imdada yetişmesini beklenir sanatın Gelişmemiş insanın çağdaşlığı yakalamış görünme gayreti içinde olur bu.
O yüzdendir ki; bir bağlama veya piyanonun sesini, kendi bildiği türkü ve şarkıyı seslendirdiğinde, anladığı sanar ilkel insan; mal oğlu mal. Sanat düşmanı erkektir ve hep cehalet taşır. Geriliği, sevişerek değil. Düzerek, zorla üretir. Onun dışında, tecavüz sonrası; yine bakar sanata, ama bu kez, bakış böm bömdür.. Böm böm bakmasıysa, bom bok etmesinden, bin kere daha faydalıdır. Sanatçı yok olmadığı dürece yine üretir. Ancak, yobazlık  durmaz, çünkü pisliğini yaşadığı topluma verdiği zararı örtmek için, yapacak sahteliği kalmadığında başvurur, egemen güçlerin kuklaları anlamadıkları, sanata.

 O yüzden, müzisyeni çalgıcı diye çağırmaktan utanmaz, rol yapmayı yapmacıklıktan bir türlü ayıramaz. Çünkü kendisi de hep rol çalmıştır oyunun hakkını vermeden. Hiç bir zaman geçememiştir çünkü, ne bir bağlama telinin tınısının içinden, ne de bir  heykelin ortaya çıkmasının arkasındaki insanın toprağından. “Kaç para”dır, zontanın ana tanrısı. Keşke sanata, sadece kaç para olarak yaklaşsa, o da bir şükür sebebidir. İnsana da öyle bakar, cehalet. Sanatçıya para kazanamadığından, insana kendisine menfaat sunamadığından değer vermez. Bilmez çoğu gerçeği ve bilinmezliğe bir tek dualarıyla yakın durulur sanır, o zeka geriliğinin, mücevherleriyle süslediği, zavallı evreninde. Ama hep konuşmak ister. Fikir vermek de değil; emirler yağdırmaktan hoşlanır, kültür hareminde. Kralların olmak ister her gün tecavüzüne yakın duran, pespayelikler içinde. Yıllarca bekler; ezilir, bükülür, aşağılanır.

Ve günün birinde satılmışlığının, fahişeliğine bir sertifika alarak, kurtulmak ister. Harem odasında beklediği sıranın dışına çıkmak için çabalar; çıkar çıkmaz da kendine yeni harem ağaları bulur. Sıranın dışına çıkmayı; bir sanatçının sıra dışılığındaki özgürlük şehveti sanar.

İlk düşmanı, onu ezen; evire çevire tecavüz eden sahipleri olması gerekir. Ama o korkaktır. Hiç balmak istemez geçmişine, çünkü o da artık bir sahiptir.
Artık; tecavüz alemlerinde, memelerinin arasına sıkıştırdığı para ve yemekten doyamadığı, haramla şişirir, kıçı başı belirsiz katliamlarını.
Bireysel veya toplumsal; vurur kırar, bağırır çağırır. En sonunda, hızını alamaz, sanata da bulaşır. Heykele tükürür; tarihe kusar, insana söver. Sıranın dışına  çıktığında, sıra dışı olduğunu sanmaktan bile korkar. Çünkü sürülerini kaybetmekten korkar.  Satansa en büyük düşmanıdır, “cahil” in. Şarkı olur, üzerine gelir; karikatür olur, can sıkar. Sahne de oyundur, sabahtan akşama, maymun yapar cehaleti, Maymuna muz olmuşken; kediye fare aramakla uğraşır. Yemek, öldüremek için. Hepsini silmek, yaratıcılığı ve düşünmeyi bitirmek ister. Heykeli de yıksan, yazıyı da satsan, bir mallıktık aslında çağın cehaleti. Birini alırken, birini satarlar. Sanat ise bu kepazelikten kirlenmediği için, içine kapanır ve daha çok beslenmeye başlar kendinden. Yaratır da yaratır. Sonunda, bir yer bulursa belki az biraz nefes alır. Kim gelmiş kim geçmiş; çalan çaldığıyla, yaratan yaratıcılığıyla; gelir gider dünyadan. Tanrı, da tarafını seçseydi belki, sanatçıydı cennetin efendisi. Sebep basit; yarattığından ötürü yaradana daha yakın durduğundandır sanatçının ilahiyatı. Oysa, sadece bu dünyanın efendisi, çalandır; çaldığından ötürü yalana dolana yakın durduğundan.

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA