Mehmet Alikişioğlu / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mehmet Alikişioğlu / Yazar

Satmış veya Satılmış

29 Mayıs 2015 Cuma 10:22

Ülkemizde en kolay yapılan mesleklerden, medyatik olan iki tane varsa; biri köşe yazarlığıdır. Diğeri ise, son dönemlerin enlerinin de en kolayı; televizyon programcılığı. Sunuculuğu da değil. Programcılığı.

Köşe yazarlığı için, olması gereken en temel özellik, Türkçe bilmek. Yazmak değil; bilmek yeterli. Yalnız, temiz yalama olman da gerek az biraz.
Yaz da ne yazarsan yaz. Ne kadar, bilgiden uzak; boş konuları yazdın, o kadar avalsın demektir.

Gazete ne kadar çapsızsa, senin de en azından zihinsel yarı çapını ona uydurman lazım. Gazete satmış veya satmamış. Hiç önemli değil. Yağdanlık pozisyonu nasıl orası çok önemli. Örneğin senin patronun, siyasetçilere ne ölçüde ısınmış. Burası çok mühim. İhale boyutunda bir ılıklık varsa, titiz olman gerekiyor. Mesela  6 ok. Sen birine dokunursan, ok batar ama eletrik çarpması değil yani. Diğelim 3 hilal, birine ilişirsen, ilişkin kesilir. Deneme bile.

Ampul’e elleme, sus anında. Allahıma kitabıma o an çarpılırsın. Çünkü patronun, sadece ihale almamıştır. Büyük olasılıkla, ilahi bir sevda beslemektedir; siyasi güce.
İşin paçavra tarafı, senin patron da anlamaz, medyacılıktan. Ama bilir ne yapacağını, gönül vermiş bir kere, elektrikli adamdır patron. Elbette ampule ve ışığa sarmıştır.
Yani sen onun ışığında ancak düdük yazarsın; ama ne yazarsın?

Böcek, ot kuş veya mevsim dışı sevişen kedileri anlatabilirsin. Örneğin Mart ayı veya bir ay öncesi veya mırnav için ne demektir. Kedi için, regl dönemi gibi bir ara mı bu? Veya hamile kalması kesin gözüyle bakılan kedi; düşük yaparsa, ne olur? Falan filan, dilediğin kadar, saçmalayabilirsin.

Çünkü gazeten zaten, bir ilahi koruma altındadır. Satmayan gazetenin, satılmışlığında; okunmayan köşe yazarı olarak, yazar durursun. Hele arada bir, “dur lan bende bir iki dil şapırdadayım, patronun ve de büyük patronun hoşuna  gitsin”, diyebilirsen; uçarsın o an tutan olmaz.

En fazla, “şahsiyetsiz, yalak veya kalemine çatayım” derler. Onlar konuşur, sen para sayarsın. Tek fark, sen beceriksiz, gazeten paçavra, ülken geri kalmış, köşeler yaza yaza dönülmüş olarak, pislenir gidersin. Ne halt ettiğini anlamadan, bakarsın, devir değişmiş. O zaman da yapman gereke; Mehmet Barlas ağabeyini veya Nazlı Ilıcak ablanı izlemek. Onları sevmesen de siyasetin nereden esip; nereye üflediğini görebilirsin. Bal gibi adamlardan, kıtalar arası örgütlenmelere kadar, bilgi ufukların açılır. Yine yazar olamazsın ama yazarsın. Kafan uluslararası çalışmadığı için, şiş kebabı evrensel, ayranı da milli sanar, atar tutarsın, deli deli. Delilik kadar dolulukken ihtiyacın, zavallılıkla sünepelik besler seni. Korkaksındır da acımasızlığın ondandır. Kendine bile acımazsın, yalandan adam olmuşsundur çünkü.

Televizyona geçeyim dersin, içsel bir “çüş” gelir derinlerden. Ama bir bakarsın, o daha da kolay. Kanala kanal gezen, birbirinden ayarsız ve vatansız tiplerin, kişiliksizliklerini görünce, sanarsın nur ikizlerin, karabaşlarıyla ekranda.

Yoktur aslında bir kanbağı, ama para denen sevda hazinesi açılmıştır bir kere, batana kadar dibine bulana kadar kemirmeye, bir diş at bakalım ne kaybedeceksin. Kabettiğin, doğarken emanete kalmış aklın ve sattığın kalemin arkasındaki beş para etmez kişiliğinin, çok yansımaları olur etrafta. Adı büyük; cüce cüce cellatların demokrasiahkamları kestiği, yarı çıldırık halde bir Atatürk’ün Cumhuriyet’ine dört koldan saldıranlar, kudurduğu sürece, sen daha çok yazar veya yazmazsın.

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA