Mehmet Alikişioğlu / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mehmet Alikişioğlu / Yazar

Sezaryen sireni

26 Mart 2013 Salı 00:14

Kimler gelmiş ve geçmiş bu topraklardan. Adamın gözleri görmüyor. Adı Veysel. Bağlamayla bir besteler yapmış, müzik dehası, aşık. Aşık Veysel’i anlatıyor ünlü bir yazarımız. Eserlerinin bir armonik deha olduğunu söylüyor. Bu adam keşke İstanbul’lu zengin bir ailenin çocuğu olsaydı. O zaman bağlama da dünya çapında tanınırdı sözüyle dikkat çekiyor. Tüm eski solcular alkışlıyoruz; şak şak şak.
Şimdi biz ne yapabiliriz? Daha çok şarkıda bağlama kullanırsak, tanıtımını da artırırız sazın, curanın diyerek. Sol elimiz havada çıkıyoruz mekandan.
İki hafta sonra, bir dinleti daveti geliyor. Koşa koşa gidiyorum. Bağlama sesinin iliklerime kadar dolacağı fikrindeyim. Müzik başlıyor. Orkestranın gitarcısı, allah ne verdiyse, alete bir asılıyor. Aman yarabbi! O aletten bir ses çıkıyor ama; vay anam vay. Zannedersin, “sezeryan anında, ameliyathaneye sireni açık bir ambülans” girmiş. İkinci dünya savaşında sığınak anonsu falan hikaye.
Bir de gitarın üzerine, el frenine benzer bir kol var. Yaylı bir kol. Gitarcı oğlan, gitarın o iğrenç sesinin kulağımızın bekaretine olan pozisyonel tecavüzünü; o kol yardımıyla da fanteziye dönüşüyor. Adamlar, öttürüyor da öttürüyor. Tam 7 dakika tek bir söz yok. Heralde, enstrümantal bir yapıt diyorsun. 7 dakika 13. saniye de, bir “sığır böğürtüsü”yle durum netleşiyor. “Anadolu Slash” mış bu tarz. Yuh be arkadaş ya. Git bu şarkıyı Anadolu’da çal da seni bir çalı dibinde slash yapsınlar. Bak; bir daha o gitarın kolu sapına öyle imdat freni gibi asılıyor musun? Konser sonrası, o sahtekara sordum, “Ne oldu arkadaş senin Aşık Veysel aşkına. Hani bağlama dünya enstrumanı olacaktı?”
“Abi biz sentez yapıyoruz” dedi. Fikir değiştirmiş denyo. Orkestrada bağlamanın sesini de zaten duydun duymadın arası bir şey. Yemişim senin fikrini, sen bizi sürükle peşinden sonra kıvırt. Aynı adamı geçen akşam televizyonda gördüm, şimdi de kemençe savaşçısı. Uyanık, 23 Nisan’da Karadeniz’e gidecek ya. Aklı sıra, halkı kandıracak. Kesin, orada da ne yapar ne eder Kazım Koyuncu dan bahseder. Sahtekarlık olur da; sanat işinde bari olmasa. Zaten Eğitim, Siyaset dünya çapında dönüşlerle kıvırtmalarla geçip gidiyor. Kitap yazıyorsun, kitapçıların ön cephesine veya rafına kitabını koymuyorlar. Orada bile pis bir oligarşik düzen var. Müzik diyorsun, arabeskin en rezilini, gitarla çalan şapşallar kendine rockçu diyor.
Bal alıyorsun, arının kıçına hasretsin. Hep bir açıklama, hep bir savunma.
Spora dalayım stres atarım desen. Yalan dolan havalarda uçuyor. Futbol konuşuyormuş gibi yapıp, anlayana, ana avrat dümdüz gidiyorlar.
Ve bunların hepsi yasal, kurallara uygun. Yavaş yavaş hepsine alışıyoruz. Bir gün, bakaret saplantısı olan birisi, nikah salonuna ; bir randevu evinden, tebrik mesajı alıp; kız tarafından yaldızlı boynuz taktırana kadar bu iş böyle aynen devam. Ancak, rezillik namusa mahreme bulaşınca gık çıkacak. Yoksa, kendi başına iş gelen tıngır mıngır yuvarlanıp gidecek. Gidiyoruz da zaten, uzun ince bir yolda. Yola devam o zaman.

 

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA