Rıza Zelyut / Gazeteci /Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Rıza Zelyut / Gazeteci /Yazar

Tarih bilmeyen tarihçi Erhan

08 Haziran 2014 Pazar 23:55

Dün gece Haber Türk TV’de, Tarihin Arka Odası’nı izlerken, programın devamlı isimlerinden Erhan Afyoncu için üzülmedim desem yalan olur.

Programın konuğu tam 91 yaşındaki tıp doktoru Mehmet Özgelen idi. 1944 yılında Turancılık davasında tutuklanan Mehmet Özgelen bir ara manevi babam dediği Halil Paşa’dan da söz etti. Halil Paşa, 1. Dünya Savaşı’nda büyük yararlılıklar göstermiş bir subay ve Enver Paşa’nın amcası. Onun vasiyeti varmış. “Mezarımı ziyarete gelirsen baş ucuma bir şişe rakı dök!” diye.

Erhan Afyoncu bu vasiyete karşı çıkarak, “Genel dinî ve ahlakî hükümlere aykırı vasiyetler yerine getirilmez.” dedi.

Tabii Sayın Özgelen, tıb biliminden yola çıkarak Erhan Afyoncu’ya dersini verdi. Sonra da bunun bir özgürlük sorunu olduğunun altını çizdi.

 

DOGMA BİLİM OLMAZ

Batı dünyası, değişmeyen dinsel hükümlere takılıp kaldığı için Orta Çağ karanlığına daldı. İslam dünyası ise o dönemde akılı öne çıkartan ve deneylere önem veren arayışlara girdi; medeniyette ilerledi.

16. Yüzyıl’dan itibaren roller değişti. Bu kez İslam dünyası, bilimin yerine dinsel hükümleri getirdi, yerleştirdi. Özellikle şu Muhteşem Süleyman zamanında, Şeyhülislam Ebussuud Efendi’nin de iteklemesiyle, o zamanın üniversiteleri olan medreselerden akılcı ilimler atıldı, yerine dinsel ilimler (Kuran, hadis, fıkıh, tefsir vb…) konuldu. Ve İslam dünyasının temsilcisi olan Osmanlı Türk Devleti gerilemeye başladı. Sonunda da çöktü gitti.

1500’lerde dünyanın haritasını yapan bu devlet, 1890’larda haritayı günah ilan etmiş, okullardan kaldırtmıştı. (İnanmayan Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey’in  anılarına bakabilir.) Okullarda bilimin öğretilmesi, devlet düzenine tehdit gibi örülüyor ve yöneticilerin işine gelmiyordu.

Ne yazık ki Erhan Afyoncu, işte bu gerici Osmanlı çizgisinin günümüzdeki bir gölgesi gibi duruyor.

 

TÜRKLER İÇKİ İÇTİ

Erhan Afyoncu’ya, dine aykırı saydığı içki konusunda Kuran’dan ayetler aktarmayacağım. Kuran’da şarabın ne kadar övüldüğünü biraz dikkatli okuyan herkes görecektir.

Asıl ben Türk milletinin  en eskilerden beri dolu (tolu) içtiğini söylemekle yetineceğim. Tolu (dolu) içki kadehine ve o kadehte bulunan içkiye verilen addır. Bu kadehlerle Türk alpları hakanın önünde dizilirler; onu içerek hakana bağlılık yemini etmiş olurlardı. Türk büyüklerinin mezar taşlarında (sintaş) elinde kadeh tutar biçimde tasvir edildikleri görülür. Hatta kadın sintaşlarında bile buna rastlanır.  Bu da içkinin kutsal bir araç sayıldığını kanıtlar.

Bu konuyu Erhan ve benzeri tarihçilerin Prof. Emel Esin’den öğrenmelerini bekliyorum. Bilmemek ayıp değil ama bir profesör için öğrenmemek gerçekten ayıptır.

Eğer Müneccimbaşa’yı doğru biçimde okursa şunu da görecek:  Osman Bey, alp iken, diğer alplar bir araya gelmişler; onun önünde kımızdan dolu içerek bağlılık yemini etmiş ve kendisini bey kabul etmişlerdir.

Yani çok sevdiği Osmanlı Devleti’nin temelinde de Erhan’ın dine ve geleneğe aykırı ilan ettiği “içki” vardır. Kımız da alkollü bir içkidir çünkü…

TARİH OKUMUYOR MU?

Ben bu kendisini muhafazakar sayan tarihçilere şaşırıyorum. Yahu arkadaşlar sizin Osmanlı tarihiniz, Türk tarihinin  bir parçasıdır ve büyük ölçüde de Selçuklu tarihinin devamından ibarettir.

Bu toprakları fetheden Selçuklu Türklerinin devlet teşkilatında içki önemli biçimde yer alıyordu. Büyük Selçuklu sultanlarının “şarabdar”ları vardı. Bunlar eğlence işlerini düzenlelerdi.

Büyük padişah, Haçlı ordularını iki kez yenen Osmanlı Sultanı 2. Murad, saltanatı oğlu Mehmet’e bırakıp Manisa’ya giderken yanı sıra şarabdarını da götürmüştü.

Osmanlı padişahları içinde içki içmeyen birisini  söyleyebilir misiniz? Bunların en şedidleri olan Kanuni Sultan Süleyman da içkili eğlenceler düzenliyordu. Erhan Bey inanmıyorsa, biraz dönemin minyatürlerine baksın da anlasın. Halil İnalcık üstadın Has Bağçe’de Ayş ü Tarab’ı bunu anlatmıyor mu?

Ya Saray Edebiyatı dediğimiz Osmanlı yönetim tabakasının Divan Edebiyatına ne diyeceksiniz. En fazla şiir şarab üzerine yazılmadı mı? Şarab ve meyhaneler göklere çıkartılmıyor mu? Erhan ve benzeri profesörler bir de şu “Sakiname” denilen eski eserleri okusunlar. Bu sakinameler, şarab içilmesini anlatan eserler değil mi? Padişahlar, bahren binişle boğazda geziye gittiklerinde örneğin Beykoz Çayırı’nda şarap içmediler mi?

MEYHANECİYAN ESNAFI

Osmanlı Devleti’ni içki içilmez bir müminler devleti gibi göstermeye çalışan ideolojik tarihçilere hatırlatalım ki Osmanlı tepe yönetimi tıpkı eski Türkler gibi dolu içerler; bu doluya kimi zaman ayağ kimi zaman sağrak, kimi zaman kadeh derlerdi.

Şarab ve rakı çeşidi de bugünkünden daha fazla idi. Düşünün ki içkiyi şiddetle yasaklamış olan 4. Murat zamanında  yaşamış olan Evliya Çelebi İstanbul’da 1005 tane meyhane bulunduğunu yazar. O zaman İtanbul’da 500 bin nüfus olduğunu var saysak; bugünkü nufusa ayarlarsak, 30 bin meyhane eder. Ki şimdi bu sayıda meyhane yoktur.

Demekki pek dindar Osanlı’daki meyhane sayısı şu laik Türkiye’dekinden daha fazla imiş.

Üstüne üstlük bu iş öyle gizli kapaklı da yapılmıyordu. Meyhanecilik bir esnaf  işi kabul edilmişti. Bunlar her yıl yapılan törenlerde esnafla brilikte padişahın önünden geçerlerdi.

Ve devlet, bu esnaftan rakı-şarap vergisi alır; hazine de rahatlardı. Düşünün ki Kanuni’nin son anlarında yasakladığı içki satışını oğlu Selim başa gelir gelmez kaldırmıştı…

Sadece meyhaneler değil bir de ayaklı meyhaneler vardı Erhan Bey. Bu ayaklı meyhaneler köşebaşlarında rakı satan seyyar kişilerdi. Bellerine doladıkları bağırsaklara rakı doldurur;  bunu da isteyenlere ayakta verirlerdi. Böyle bir tipi, ESİRCİLE HANI isimli romanımda ayrıntısıyla anlattım. Yine bu romanda bir Osmanlı meyhanesini, orada nasıl içildiğini ayrıntılı biçimde tasvir ettim.

Yani içkiyi Bektaşi ve Alevilerle ilgili gibi göstermek tarihi ya bilmemek ya da çarpıtmaktır.

Erhan Afyoncu belki bilmez ama hatırlatayım: Yazın Tokat’ın bağlarında, kışın da cumbalı konaklarda içki meclisleri düzenlenirdi. Buralarda şarap gibi boğma rakılar da içilirdi ve içenler de Sünni mezhepten Müslümanlardı.

Ne zaman ki Emevi-Abbasi sömürgeci kültürü, yani Arabizm,  İslam diye halka benimsetildi; işte o zaman böyle bir içki düşmanlığı ve içki içenleri kötü gösteren propagandalar aldı başını gitti.

Halbuki o çok sevdikleri Emevi devlet başkanları daha İslam’ın ilk yüzyılı içinde Şam’daki sarayda bol bol içki içiyorlardı. Bunladan Velid, sarhoş sarhoş minbere çıkıp halka Cuma namazı kıldırıyor; rekatleri kafasınca artırıyor; bu arada da “Yeter mi, daha kıldırayım mı?” diye soruyordu bile.

Kimse de ona dine aykırı hareket ediyor diyemiyordu.

Bunları ben uydurmuyorum Arap tarihleri yazıyor Erhan Bey…

Arabizmi halkımıza  din ve gelenek diye dayatma… Bu çağda yeni Ebussuudlara ihtiyacı yok milletin.

 

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA