Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Torunumun çocuğuna göbek atarım
07 Haziran 2015 Pazar 12:21

'Torunumun çocuğuna göbek atarım'

Adını Türk sinema tarihine altın harflerle yazdırmış olan Hülya Koçyiğit, Neslihan Yavuzcan'a çok samimi açıklamalarda bulundu.

Hülya Koçyiğit

O doğuştan insanlara güleryüzünü vermek, onların içini açmak, pozitif yaşantısı, ailesi ve duruşu ile örnek olmaya gelen insanlardan. O gerçek bir melek. Size şimdi ismini verdiğimde yüzünüz aydınlanacak. İşte o muhteşem kadın Hülya Koçyiğit. Herşeyi konuştuk. Buyrun cumartesi sohbetimize.  

O zamanlardan bu zamanlara ne değişti, Hülya hanım?

Çok şey değişti, bazı şeyler çok iyi, bazı şeyler biraz daha geride. Bizim disiplinimiz, heyecanımız, yönetmene karşı olan saygımız ve onu eğitmen olarak görüp kendimize tecrübe olarak katmamız. Biz amatör heyecanı içinde yapıyorduk. Para yok, teknoloji yok. Basit imkanlarla film yapıyor olmanın keyfini sürdük. Seyirci büyük talep gösteriyordu, biz de çok üretiyorduk. Sosyal güvencemiz yoktu. Birimizin bir yerine bir şey olsa Allah korusun mesleğe devam edememe tehlikesi ile karşı karşıyaydık. 
Hayati tehlike atlattınız mı?
Bir keresinde az daha kör oluyordum, ‘Rabia hatun’ filmini çekerken. Başka bir zaman kendimi gemiden aşağıya attım, çok derin bir denizdeydik, bana kayıkla yetişmeye çalıştılar. O an da boğulabilirdik. ‘derman’ filminde donuyorduk. Her şey doğal ve çok ilkel şartlarla idi. Bugün çok profesyonellik var, ona göre para da daha iyi kazanılıyor. Sosyal güvence, sponsor destekleri var. Biz kendi kıyafetlerimiz parayla alırdık, saçımızı, makyajımızı biz kendimiz yapardık. Takibimizi de biz tutmak zorundaydık. 

BABAMLA HELALLEŞEMEDİM 

Büyürken içinizde ukde kalan, kalbinize oturan bir hatıranız var mı?
‘ne olursa olsun perde açılmalıdır’ bizim mesleğimizde. Parasız bir şey var etmeye çalıştığımız yıllarda, benim 4. Filmim galiba. Babam öldü. Babamın öldüğünü bana sahneler bittikten sonra söylemişler. Babamı gidip hastane de göremedim, helalleşemedim onunla. Bugün tabi ki yara içimde. Unutamadığım bir acı o. Boğazınızda bir yumru kalır ya, hiçbir zaman yutamazsınız öyle bir şey. Bir iç acısı. Anlatılamıyor işte. 
Sizce bu doğru mu?
Bugün olsa zannetmiyorum. O anlayışı gösterirler. Ve haber verirler. En azından hastaneye yetişebilirsiniz derler. 
Suçladınız mı onları hiç ve başka bir ukdeniz var mı?
Suçlayamıyorsunuz, o çağ öyle bir dönem. İkinci ukdemse ‘susuz yaz’ı yapınca bir an da hem ülke hem de dünya çapında şöhret oldum.  Hemen arkasından gelen film tekliflerine cevap vermek durumunda kaldım. Okula gidemedim,  Ankara devlet konservatuarında oyunculuk eğitimim yarım kaldı. Mesleğimi okuyup, bitirip çalışma hayatına girmeyi isterdim.       

BAŞIMA GELEN HERŞEYE TEŞEKKÜR EDERİM 

Babanız öldükten sonra evin direği oldunuz, nasıl hissettiniz o anda?
Büyük bir sorumluluk. Annem dirayetli ve güçlü bir kadındı. Koruyucu ve her şeye hâkimdi. Hanım ağa idi. Hem menajerim, hem anne, hem babaydı bana, hem de iki kardeşimi büyüttük birlikte. Sorumluluğu erken aldım. Belki de iyi oldu. Böylece olgunlaştım, büyüdüm. Başımıza gelen her şeye iyi veya kötü teşekkür ederim. Onun  mutlaka bir sebebi ve bana öğreteceği bir şey vardır, diye algılamaya çalışıyorum. Kendimi böyle terbiye ettim. Öteki türlü başına gelen kötü şeylerin altında ezilirsin,  çıkış yakalayamazsın. Biz bu dünyaya bir imtihan ve daha iyi bir insan olmak için geldik. Başıma ne gelirse gelsin demek ki benim bunu yaşamam gerekiyordu. 
Sonra Selim Soydan ile evlendiniz, kıskanç mıydı Selim bey, ya da siz kıskanç mıydınız?
Tabi ki, bu da çok doğaldır. Ben de onu, o da beni. Güvensizlik derecesinde birbirimizi hırpalayacak şekilde davranmadık. Tam tersi Selim beni ‘ne kadar çok sevdiğini, parmağımın incinmesine bile dayanamadığını’ her defasında söyledi. 

Bilakis Annem çok despottu ‘bununla görüş, bununla görüşemezsin’ diye o söylerdi. Annem 32 yaşında dul kaldı. 16 yaşında bir genç kızı yönetmek ona kaldı. Bana hayatı öğretmek, tecrübe kazandırmak için olduğunu düşünüyorum. 

GÜLŞAH ‘BEN BU MEME KANSERİNİ ATLATACAĞIM’ DEDİ.

Siz nasıl bir anne oldunuz?

Ben annemin tam tersi oldum. Çok özgür bıraktım Gülşah’ı. Kararlarını kendi versin, verdiği kararların arkasında dursun, o sorumlulukla hareket etsin istedim. 
Gülşah’ın sağlığı nasıl şu an da?
Çok ciddi bir meme kanseri atlattı. Maalesef koltuk altına metastaz yapmış,  ondan sonra teşhis edildi. Çok şükür ameliyatı ve tedavisi iyi gitti. 
Göğsünü aldılar mı?
Meme tamamen boşaltılmadı, sadece o hasarlı yer alındı. İlerde isterse aldırtabilir. Doktor ‘diğer meme sağlıklıyken almayalım, çünkü metastazın nerede yapacağını bilmiyoruz’ dedi. Şimdi radyo terapi görüyor. 
Bu süreçte siz birbirinize nasıl destek oldunuz?
En pozitif halimi takınmaya çalıştım. Çok zor. Anne olmak başlı başına zor. O bana nazaran mantığı ile hareket etti. Doktorları dinledi, inandı ve ‘ben bunu atlatacağım, bu bana bir ihtar, bu da bir ders’ dedi. Çok ağır çalışıyordu, mesleği otelcilik olduğu için, ince detaylara özen gösteriyordu. Ama o kadar strese vücut ihtar verdi. Bir yandan radyoterapi görüyor, bir yandan çalışıyor. Biraz da işleri bölüştürüyor. Ben daha duygusalım o duygularını kontrol edebiliyor.  Anne olarak çok duygusal davransam onu sarsmış olacaktım. O nedenle tedavisi sırasında mümkün olduğunca uzak tuttu beni. Ben de çok üzülmeyeyim diye. 
Her şeye rağmen mutlu olabilmenin sırrı nedir?,
Sevgi, sevgiyi yaratabilmek için bir emek vermek lazım. Emek verebilmek içinde geçinmeye niyetinizin olması lazım. 
Bunu Gülşah’ da, Neslişah’da da görüyoruz…
Üzüm üzüme baka baka kararır.  ‘Anasına bak, kızını al’ derler. Bu böyle bir şey.  Mesela daha küçük yaşlarda Neslişah daha dik duruyordu. ‘ben bilirim, fazla bir şey konuşmanıza gerek yok’ tavrıyla. Şimdi anneciğim ‘sen olmazsan ben bir hiçim, senin bana gösterdiğin yolu takip ettim ve şöyle bir başarı kazandım’. O zaman anlıyorsun ki, özüne dönüyor. Annesinin modeli oldu şimdi. Türkler için en önemli şey ailedir. En büyük gücü oradan alıyorsun. Ayakta durabilmek, dayanabilmek için en büyük gücü aileden alıyorsun. Çünkü hayat kolay değil.
Siz üzülünce ne yaparsınız, üzüntünüzü nasıl atarsınız?
Olay anında çok içime atarım, dışa vurmam, panik yapmam. Hatta şaşırırlar. Daha sonra o bana olumsuz olarak döner. Uyku uyuyamam, bitiremem. Çünkü biriktiririm. Hasta oluyorum. En yapabildiğim şey doğada temiz havada yürüyüş yaparken bağıra bağıra şarkı söylerim. Kimseye değil, insana değil ağaçlara, kuşlara.

ÖZEL YAPTIĞIM BİR BESLENME YOK. SADECE BOTOKS YAPTIRDIM. 

GÜLERYÜZÜMLE İNSANLARIN İÇİ AÇILSIN İSTERİM  

Formunuzu nasıl koruyorsunuz?
Sigarayı bıraktım. Cildin düzeldi diyorlar. İnsanlara doğru örnek olmak adına söyleyeceklerim var. Ama benim özel yaptığım birşey yok. Ama iyi beslenmeye çalışıyorum, temiz havada yürüyüş yapıyorum. Benim en ciddi problemim uyku uyuyamıyorum. Hep bir uykusuzluk, uykuya zor geçiyorum.  
Cildinize uyguladığınız bir bakım, estetik, botoks yaptırdınız mı?
Botoks yaptırıyorum, alnımda, göz çevresinde var.  Makyaj yapan bir insan olduğum için, gece makyajla yatmam,  cildimi temiz tutarım. Toniğini ve kremini sürerim. Güneş koruyucularımı mutlaka kullanırım. 
Genç kalmanızın sırrı nedir?
% 100 pozitif düşünce. Sen beni iyi görüyorsan, benim istediğim o zaten. Güleryüzümle insanın içini açmak. Herkesin yüzü gülsün istiyorum. Onların yüzlerinin aydınlamasını seviyorum.  Biraz faza güleryüzlüyüm. Onların hatırını soruyorum, sırtlarını sıvazlıyorum. Karşı tarafa mutluluk verdikçe, ben de mutlu oluyorum. Ben olduğum gibi, en içten halimleyim.

Neslişah hangi yönü Aslışah’ın hangi yönü size benziyor?

Neslişah’ın organizasyon yönünü takdir ediyorum. O tempoda herşeye yetişiyor. Ağır temponun içinde çalışıyor, sporunu yapıyor, bakımını da, alışverişini de yapıyor. Eşine de bakıyor, misafir de ağırlıyor. Aslışah ‘bu dünya da bir tek varım, herke benim istediğimi yapacak’ der gibi. Öyle bir duruşu var. Küçük çocuk olmasının etkisi. Ona hayır demek mümkün değil. Bu demek değildir ki ne yaptığını bilmiyor. Eğitimi de iyi gidiyor. Neslişah vefası bana benziyor. İyilik yapmak için aranır. Cebindeki parayı verir. Çok merhametli. Gülşah’da da aynı şey var. İyi tarafları bana kötü tarafları anneye, babaya diyeyim bari. 

GÖBEK ATACAĞIM 

Hayat çizginizi nasıl korudunuz?
Ben kendime inandım. Herşey hayatta insan için iyililerde, kötülüklerde. Hastalıklarda. Önemli  olan bunları aşıp, hayata devam edebilmek. Bunun içinde de sevgi ve inanç olması gerekiyor. Şükretmesini ve sevgimi dağıtmayı biliyorum. Çünkü benim hayatta aradığım şey huzur ve güven.  O huzuru çevreme ve aileme vermek için herşey atlatılabilir. Bu da geçecek, bunun da üstesinden geleceğiz. Önemli olan biz biriz. Biz birbirimize dayanacağız zorluklarda bile. Gülşah, Selim ve benden gördüğü huzuru, saygıyı, sevgiyi ailesinde yarattı ve çok mutlu oldular. İnşallah Neslişah çok mutlu olacak, öyle ümid ediyorum. O da görüyor, gördüğünü hayata geçiriyor. 
Aileye bir oyuncu daha var.

Engin Altan Düzyatan damadınız ile  aranız nasıl, size mesleki konularda danışıyor mu, oyuncuğunu beğeniyor musunuz?
Benim damadım Ender, tabi ki. Damadımın damadı. Mesleki konularda çok dertleşiyoruz, konuşuyoruz. ‘büyük bir  tecrübesiniz siz, birgün Hülya Koçyiğit’in damadı olabileceğimi hayal bile edemezdim, ne kadar şanslıyım’ diyor. Bir muhabbetimiz var, güzel de bir yuvaları var. İnşallah böyle de devam etsinler. Allah haklarında hayırlısını versin.
Torun çocuğunuz geldiğinde ne yaparsınız?
Göbek atacağım. Ve tabi ki çok sevineceğim mutlaka. Allah onunda hayırlısını versin. 

UZUN VE MUTLU EVLİLİĞİN SIRRI

Selim bey ile ev de maç kavgaları oluyor mu?
Selim tabi ki Fenerbahçeli. Fanatik, illa kendini Fener diye yırtar vaziyette değil. Adamın mesleği çünkü futbol. Dielim ki Galatasaray çok şık bir gol attığı zaman o futbolcuya ‘helal olsun’ diyor. Meslek adamı olarak değerlendiriyor.
Uzun ve mutlu evliliğin sırrı medir?
Müşterek zevkleri artırmak. Ben de maç seyreder ve yorum yapar oldum. İkimizde birbirimizin meslek aşkına saygı duyduk. Dürüstlük, açık sözlülük ve hiçbirşeyi fazla ertelememek. ‘seni seviyorum’ demeyi ertelememek. Ya da birşey yaşamışsanız uygun bir zamanda ‘şu davranışın ben de böyle bir duygu yarattı bu beni üzdü, bir daha tekrar etmez değil mi’ diyebilmek. İçine atmadan. Tabi ki bunlar geçinmeye niyetiniz varsa. Hele bir de sevgi varsa. Saygıyla yanaşmak.  

BU SEFER YÖNETMENLİK YAPACAĞIM

Projeleriniz var mı?
Dizi yok. Ama bir film projem var , ilk defa yönetmenlik yapacağım. Zor bir hayatı olan, tek başına ayakta kalmaya çalışan bir kadın hikayesi. Tek bir amacı var. Yazdığı günlüğü, kitap haline getirip bastırmak. Ve sesini herkese ‘burda böyle bir hayat var’ hikayesini duyurmak istiyor ve başarılı da oluyor. 
Kimi oynatmayı düşünüyorsunuz?
Hala onu araştırıyorum. İsimler olarak bahsedersem ve diyelim ki o isimlerde olmadı. O yüzden onları kırmak istemem.

ERKAN’DA, KENAN’DA, KIVANÇ’DA İYİ AMA BENİM DAMADIM DAHA BAŞARILI 

Hangi kadın oyuncuları beğeniyorsunuz peki?
Dizi piyasasında da, sinemada da hakikaten çok başarılı işler yapıldığı gibi kötü işler de yapılıyor. İyi oyuncularda, yönetmenler de var. Ve isim vermiyorum. 
Peki erkek oyuncular?
Erkan Petekkaya’ da, Kenan’da, Kıvanç Tatlıtuğ’da başarılı. Ama benin damadım daha başarılı. Hele bu son onadığı dizi olağanüstü. Helal olsun dedirtiyor. 

 BİRGÜN İNSANLAR ‘ HÜLYA KOÇYİĞİT AKİL İNSAN OLMAYI MEMLEKETİN BARIŞI İÇİN YAPTI’ DİYECEKLER

Seçimlerde kim kazanacak sizce?
Bu sorunun cevabını bilen var mı?. Benim tek dileğim Türkiye için hayırlısı neyse o olsun. Ülkede kaos olmasın, barış süreci devam etsin. Hatta daha demokrat ve özgür olabilmemiz için gerekli olan kadrolar iş balında olsun. Bizi ayırmasınlar, birleştirsinler. 
Sanatçıların partilerle özdeşleştirilmesi için ne düşünüyorsunuz, siz de çok eleştirildiniz, akil insan grubunda olduğunuz için?
86 yılında Turgut Özal bana milletvekilliği telif etti. O sırada çok fazla kadın hakları ile ilgili aktivitede bulunuyordum. Yaptığım filmler de öyleydi. Turgut bey, ‘sizin çabanızı görüyorum, bu beyanat vermekle, film yapmakla olmaz. Bu iş mecliste çözülür, gelin mecliste çalışma arkadaşım olun’ dedi. Öyle bir konuştu ki,’ mesleğinizin ve savunduğunuz fikirlerin önünü açalım beraberce’ deyince. Benim herhalde yapmam gerekiyor diye, aday oldum. 3 ay bütün Türkiye’de üniversitelerden, köylere kadar seçim çalışmalarım oldu. Benim için müthiş bir deneyim oldu. Halkı tanımak, siyasi ve siyaset deyince nedir istedikleri, bekledikleri onu görmüş oldum. Komik bir oyla kaybettim. İster istemez halkın kafasında Hülya Koçyiğit memleket meseleleri ile yakından ilgili, herhangi bir sosyal olayda sesini çıkartıyor olunca. Her seçim döneminde yakıştırılmalar oldu. Ne zaman ki, Başbakan şimdi Cumhurbaşkanı ‘bu bir memleket meselesidir, devlet kararıdır, bu terörün bitmesi gerekiyor ve Türkiye’nin ilerlemesi için barışın olması gerekiyor, maddi, manevi 30 yıldır insan kaybımız çok, bize destek verir misiniz, halkın nabzını tutar mısınız?’dedi. Akil insan heyeti de nabzı tuttu ve ön bir rapor hazırladık. O dönemde bu bir devlet politikası değil, AKP politikası ve Hülya Koçyiğit’te Akp’nin politikasını hizmet ediyor gibi algılandı ya da algılatılmaya çalışıldı bilemiyorum. Bir gün bu ülkede barış olacak ve buna ciddi bir şekilde inanıyorum. Ve o zaman insanlar ‘haa Hülya Koçyiğit memleketini seven, huzurunu, selametini barışı için bu çabayı gösterdi’ diyecekler. Ve o zaman anlayacaklar. Bu siyasetin çok üstünde. Hepimiz bir arada yaşamayı bugüne kadar bildik. Bundan sonra da bilmeliyiz.   

nesic.jpg      

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA