Mehmet Alikişioğlu / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mehmet Alikişioğlu / Yazar

Twitter olmasa, her şey çok güzel olacaktı

12 Mayıs 2014 Pazartesi 12:23

Devletin farklı bölümleri, eğitim veya medya gibi topluma yönveren  kurumlardaki yapılanmayı anlatıyordu gelen mektup. Özellikle, Kontrgerilla, Susurluk, Derin Devlet, Balyoz, Ergenekon, Hizmet, Paralel, Pramit, “ismi hiç önemli değil” diyordu. Burada, hepimizi ilgilendiren bir durum vardı.
 Genelde, Cumhuriyet tarihinde, bir çok Başbakan veya diğer yetkililer, bu yapıları farketmişlerdi. Ancak, bir türlü çözememişlerdi. Çünkü hep, çete- başını, liderleri ve yazılı belgeleri aradılar. Oysa işi tabana yayan, bu yapılarla, insanları bir araya getiren aradaki maşalardı.
Onlarda basit ve yetkisiz göründükleri için kimse  bu belaları çözemedi.
Mektubu bana yollayan, bir üniversitede çalışıyordu. Oradaki basit duran yapılanmanın aslında ne kadar organize çalıştığını anlatıyordu. Gücü gördüm diyordu. İş bir yere kadar geliyor. Oradan sonra tüm kapılar kapanıyor. Başbakanlık bu olaya ciddi eğilmese, zaten çoktan beni de yemişti sistem diyor.
 

“Twitter olmasa, bu işi aydınlatmak için tek bir adım atılamazdı”

Ve sonunda kurbanlarını ustaca seçen yasa dışı yapılanmanın nasıl bir noktaya geldiğini, başlangıcından anlatıyordu mektup:

“Her şey çok basit bir “twit” atmayla başlamıştı. İki türbanlı öğrenci, çalıştığımız eğitim kurumunda, derslerde propaganda yapılıyor diye twit atmıştı. Üniversitemizin mütevelli heyet başkanına. Görünürde, çok da anlamlı bir twit değil gibi gelebilir. Üniversitede propaganda yapılabilir.
Buradaki yapılanma, bu twit’i adeta beni sistemin dışına itip, ortadan kaldırmak için çok önemli bir fırsata dönüştürmeyi kafasına koymuştu. Twit’in atıldığını öğrendikleri gün. Birbirinden ayrı dünya görüşlerinde, bir militarist, bir Kemalist ve bir Paralelci, hem de en önde gidenlerden; hemen bir odaya toplanmışlardı. İki öğrenci telaşla dersten çıkartıldı ve odaya alındı. Çok alakasız gibi görünen ama, “Güçlerin Kardeşliği Tarikatı” benzeri bu tipler, öğrencileri sorguya aldılar.
Fakat öğrenci kızlarımızın inançlı ve dürüst çıkması herşeyi berbat etti. Derslerde, bir zamanlar Tayyip Erdoğan için “Nur Yüzlü” lider diyerek, derslerini anlatan adam;17 Aralıktan sonra çark etmişti.
Pensilvanya sevgisi sanırım daha ağır bastığı için, Başbakan’a atıp tutar olmuştu.
Türbanlı öğrenciler de bu durumdan rahatsız olduklarını o baskı dolu ortamda cesaretle söylemişler. Ancak bu okul yönetimindeki; dekan dahil odadaki tüm organize elemanların, bu durum hiç hoşuna gitiyor. Çünkü, nasıl olacaktı? Kolay değildi Pensilvanya’nın karşısına, böyle bir durumla çıkmak.
Oysa plan başkaydı. Derslerde propaganda yapanın “ben” olduğumu söylemeliydi  türbanlı öğrenciler. Ayrıca da, Başbakan’a 17 Aralık sonrası ters yapan ve ayrıca Atlantik Ötesi’nden gelen sese duyarlı olduğu bilinen, birini korumak çok zor olacaktı. Çünkü, eğitim kurumumuzun başındaki, kişi iktidardaki partisinin önemli de bir üyesiydi.
Kızlar işi berbat etmişlerdi.  Oysa benim adımı verip, yapılan baskılarla bir iki şey söyleyebilselerdi. Hem benden kurtulacaklarıdı, hem de Pensilvanya’ya olan bağlılık yerine gelecekti.
Bu yüzden türbanlı öğrenciler tam odadan çıkarken, organizasyonun militarist cephesinin, makam sahibi olan elemanı,  “Falanca hocanız derslerde hiç mi bir şey yapmıyor” diye sordu. “Falanca hoca, ben oluyordum” diyor, bu satırları bana yazan kişi.
Öğrenciler de, “O da propaganda yapıyor. Fettullah Gülen’e Fettoş diyor. Diyerek şaşırdılar.
Şimdi siz bunları buradan okurken bir bir üniversitenin dekanlık odasında koca koca profesörlerin, seviyesiz dedikoduculuğu diye düşünebilirsiniz. Ama “öyle basit değil” diyor,  gelen yazı.
Bu öğrencilerin türbanlı olması bilinçli bir seçim. Ayrıca başka iki öğrenciye de silindirik yapının “maşa kızı” tarafından, benim aleyhimde dilekçe yazdırma baskısı da planlı. Dahası, evinden başka bir kız öğrencinin aranıp, yine aleyhimde yazılı bir ifade istenmesi de çok hedefli bir çaba. Yoksa, “iki öğrenci geldi sözlü olarak derslerde propaganda yapıyorsunuz dedi; biz de hakknızda imceleme başlattık” diyen bir dekan olabilir mi? Hadi oldu.
İnceleme de bizzat Pensilvanya’lı birine devredilir mi? O da bana gelip; “hocam sizin üslup sorununuz var; Fetullah için Fettoş demek hoş değil” der mi?
Artık, bu Atlantik ötesine duyulan saygı mıdır? Yılların, ortak çalışması mıdır.
Paralel midir veya yapının silindirik olanı mıdır? Orasını Cumhuriyet kurumları çözecek. Ama burada eb önemli nokta şu:
1-İki Türbanlı öğrenci, ve diğer baskı yapılan öğrencilerin, isimlerine kadar, dekanlık ve rektörlüğe ilettim fakat tık yok”  diyor, silindirik yapı mağduru.
2-Aleyhime,  “Maşa Kızı” tarafından kışkırtılmak üzere seçilen öğrencilerin, hepsi de bizzat, Başbakan Recep  Tayyip Erdoğan’ı çok seviyor ve bu öğrencilerin bazlarının aile üyeleri; dahil doğrudan AKP ile resmi bağları var.
3- Dersten çıkarılıp, dekanlık odasına çağrılıyorum.  Üniversitenin mütevelli heyet başkanı, beni görevden almış. Dekan aynen öyle söylüyor. Tekrar sınıfa dönüp dersş tamamlamaya çalışıyorum. 10 dakika, sonra yine, dekanlığa çağrılıyorum. Üniversitenin Mütevelli Heyet Başkanı, fikir değitirmiş, görevine devam etsin demiş güya. Bu telaşın içerisinde, gülüyorum. Amaç belli beni Mütevelli Heyet Başkanı’na karşı kışkırtmak. Nereden biliyorum?  10 dakika içinde, işten atılıp geri alınmamı söyleyen kim. O da son yerel seçimlerde, Adalet ve Kalkınma Partisi aday adayı. Ve ben kışkırmayınca, dekan hızını alamıyor: Acaba “bunlar Atatürk’çü olduğun için mi başına geliyor” diye de ekliyor. Bir an kendimi kaybetsem, hedef belli diyor, bu yapılanmayı anlatan mektubu kaleme alan kişi. İstenen ve benim kışkırtıldığım yer doğrudan, hükumet, özellikle Başbakan  ve AKP. Zaten, Türbanlı öğrenciler ve diğerleri de bu yüzden bilerek seçilmiş.  Ve sonra bas bas bağıracaktım,ahmakça,  Atatürkçü’yüm  burada eziliyorum diye. O arada Pensilvanyalı Kardeşler’de gemiyi yürütecekleri.
Hiç utanmadan, bütün buraya yazdıklarımı iletmeme rağmen tek bir cevap bile vermediler. Ancak, bir tek üniversitemizim mütevelli heyet başkanı merak edip sordu. Nedir bu olanlar diye. Onun dışında, buradaki yapılanmanın,öğrencileri de kapsayan boyutları, yasal olmayan evraklar ve diğer kişi kayırmacılığı konularının hepsi başta Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı tarafından irdelenmekte. Ve şu an herkesin bilmesini istiyorum diyor. Bu yapılanma paralel veya silindirik, ezeceği zaman sonuçta hiç bir zaman kocaman güçlere dokunamıyor. Gücünü, ben ve benim gibi, sade vatandaş üzerinde deneyip etrafa göz dağı veriyor. Tek fark, bu kez, yapı paralel veye silindirik, onu bilmem ama Cumhuriyet kurumları, bu işi çözmeye kararlı. En azından,başta emniyet müdürlüğü ve diğer devlet kurumları size sahipsiz olmadığınız hissettiriyor.
Kim kime ne der? Neyi kanıtlar veya benim bu kurumda ömrüm ne kadar sürer bilmem. Ama; herkes, yanında, sağında solunda olanı, paralel, köşe veya silindirik yapı ve onların “maşa kızları” dahil her türlü dinli veya dilli yapılanmalarını açıklasın diyordu gelen mektupta son satırlar. Devlet ve bu Cumhuriyet o kadar da gazozuna kurulmamış; yaşamadan anlaşılmıyor. Yeter ki, ayıklama ve temizliğin, adaletli ve ahlaklı olmasının önü kesilmesin…

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA