Rıza Zelyut / Gazeteci /Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Rıza Zelyut / Gazeteci /Yazar

Yaşar Kemal tam Atatürkçüydü

04 Mart 2015 Çarşamba 15:39

O, Torosların, sadece Torosların değil Türkiye’nin çınarı idi…

Yaşar Kemal, Hakk’a yürüdükten sonra arkasından söylenenlere bakınca , bütün kutsal değerlerimiz gibi onun da acımasızca sömürüldüğünü görüyorum, üzülüyorum.

Düşünün ki Yaşar Kemal ile konuşmamış, hatta bir kitabını bile okumamış insanlar, bu büyük insanı alıp eğip bükerek çarpıtıyorlar, öbür âlemde bile rahat bırakmıyorlar. Görüyorsunuz: Onun Türkiye’nin bir büyük yazarı, ve bence en büyük Türk yazarı olduğu gerçeğini örtüp “Barış Süreci militanı” ve “Kürt” gösterme yarışı aldı başını gitti.

Yaşar Kemal’i çok yakından tanıyan uzun uzun da sohbet etmiş birisi olarak iftiharla söyleyebilirim ki: Kitaplığımda, son birkaç romanı hariç bütün romanlarının imzalı bir koleksiyonu bulunmaktadır. Bu sevgiye ve saygıya dayalı ilişkimize oğlu Raşit Göğçeli de tanık olmuştur.

Hemen belirtelim ki o hayatını barışa adamış bir yazar olarak ülkemizdeki terör çatışmaları bitsin istemiştir. Bu konuda tavır da takınmıştır. Bundan doğal bir şey olabilir mi? Biraz aydın olan hangi insan Türkiye’de iç barış kurulsun istemez. Bunu isteyen bir yazarı illa da Kürt, daha doğrusu Kürtçü göstermek büyük bir çarpıtma değil midir?

Yaşar Kemal Kürt kökenlidir diyerek, onun aynı zamanda bir Türkmen ulusu olduğunu saklamaya kalkışanlar ırkçılık yapmış olmuyorlar mı?

EN BÜYÜK TÜRK YAZARI

Yaşar Kemal, Türk dilinin yetiştirdiği en büyük  Türk yazarıdır. Buradaki Türklük, siyasal bir Türklük değil, kültür Türklüğüdür. Türk dili çevresinde oluşan bir kültür kimliğinin adıdır Türklük. O yüzden de Yaşar Kemal Türkmen dilini, Türkmen kültürünü en muhteşem biçimde yaratan, geliştiren bir yazar olarak tarihe mal olmuştur.

Ona Nobel Ödülü verilmemiş ise bunun bir sebebi olmalı değil midir?

Lütfen açın, bir karşılaştırma yapın. Nobel Edebiyat Ödülü verilen Orhan Pamuk ile ödül verilmeyen Yaşar Kemal’i dil ve anlatım olarak inceleyin. Orhan Pamuk’un üç beş kelimelik cümlelerinde bile anlatım hatası bulabilirsiniz.  İşte size onun en son romanlarından birisi olan  Masumiyet Müzesi’nin giriş cümleleri: “Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum. Bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir, her şey de bambaşka gelişebilir miydi?” Buradaki ikinci cümle özne-yüklem uyuşmazlığı taşımaktadır; “koruyabilir” fiili, “koruyabilir miydim” olmalı idi. Ayrıca cümlenin ikinci bölümü de bu cümlede sırıtmaktadır.

Orhan Pamuk, bunca yıl roman yazdıktan sonra bile, bir romanın hem de giriş cümlelerinde böyle hata yapabiliyor.  Yaşar Kemal ise bir paragraf tutan, uzun mu uzun cümlelerinde Türkçe’nin bütün inceliklerine yer veriyor.

Türkçe’yi uluslararası bir roman dili haline getirdiği için o en büyük Türk yazarı unvanını hakkıyla kazanmış oluyor. Zaten anlattığı her şeyin en derinlerinde Türkmenlik ve onun çevresi bir dere gibi çağıldayarak akmaktadır. 

Batı’nın yüzyıllardır horladığı Türkmenleri böyle anlatan birisine neden Nobel ödülü verilsin ki?…

EN BÜYÜK KEMALİST

Yaşar Kemal’i yüz yüze tanımam 1970’lerin sonlarına doğru oldu. Türkiye Yazarlar Sendikası’na girdiğimde de Aziz Nesin ile birlikte çalışma şerefine erişmiştim.

1981 yılında Sonsuz Yarım Gün isimli kitabım yüzünden hapse atılıp çıktıktan sonra edebiyatımızın bu ulu yazarları bana daha fazla ilgi gösterdiler. Anadolu’nun ruhu olarak gördüğüm Yaşar Kemal’e mahabbetim daha fazla idi. O yüzden de başka yazarlar için düşünmediğim bir şeyi yaptım, bütün kitaplarını aldım, ona imzalattım.

Üstünden 30 yıldan fazla zaman geçen bu tanışıklığımızın en önemli buluşması 1989 yılındaki görüşmemizdir. O sıralar ben Hürriyet Gazetesi’nde çalışıyordum ama gizliden gizliye denilecek biçimde de Alevi toplumunun sorunlarını ve beklentilerini dile getiren Alevilik Bildirgesi’ni hazırlamakla meşgul idim. 

Bu bildirgeyi yazmış, çeşitli akademisyenle, aydınla, yazarla görüşerek ve değiştirerek geliştirmiş, son olarak da Yaşar Kemal’in fikrini almak için onun evine gitmiştim. Basınköy’deki yeşillikler içindeki o mütavazı evinde beni rahmetli Tilda Kemal karşıladı. Sonra da onun gülümseyen yüzünü gördüm. Her zamanki gibi ve her insana baktığı gibi sevgiyle bakıyordu. Elini omzuma atıp  “Gel Rıza…” dedi. Salona geçip kitaplık raflarının önündeki koltuklara oturduk. Tilda Hanım, o zarif duruşu ve hareketleri ile bize çay ikram ediyordu.

Bildirgeyi kendisine okudum… Sessizce dinledi. Sonra özetle şunları söyledi:

“Aleviler şimdiye kadar hep sustular, bilirim mazlum insanlardır. Onların taleplerini dile getirmek çok önemlidir, aferin sana… Ama Rıza unutma: Aleviler bugüne kadar Atatürk devrimlerinin en önemli savunucuları oldular. Onlar olmasaydı, ülkemizdeki gericiler bu kadar kolay etkisiz hale getirilemezdi. Şimdi bu bildirgeye bunu da koymalısın. Aleviler olmasa, bu ülke böyle laik bir görüntü de kazanamazdı, bunu da koymalısın…”

Durdu düşündü, devam etti:
“Bak Rıza, Atatürk var ya Atatürk… O, bu Doğu dünyasının en büyük devrimcisidir… Sen bakma darbecilerin onu alıp gardırop Atatürk’ü haline getirmesine… Bilen bilir… O olmasa bu topraklar şimdi düşman çizmeleri altında idi… Çünkü herkes kaçacak delik arar iken Mustafa Kemal çıktı, “Ya İstiklal ya ölüm!” dedi… Hele hele yanmış yıkılmış bir memlekette, insanlar askerden kaçarken, eşkıyalar her yanı doldurmuşken, salgın hastalıktan insanlar kırılırken bunu demek ve başarmak en büyük devrimdir. O şartları az çok ben bilirim. Eskiler neler çektiklerini anlatırlardı da içimiz kanardı oğlum… Bizim sivri akıllılardan bazıları şimdi yobazlarla el ele vermiş onu kötülemeye çalışıyorlar… Lakin sen Alevilere Atatürk’ü ve laikliği mutlaka hatırlat… Ona, Mustafa Kemal’e hepimiz borçluyuz çünkü.”

O konuşmadan gözlerimin yaşardığını hatırlıyorum. “Atatürk’ü çok sevdiğiniz anlaşılıyor!” dedim. Cevabı gülümseyerek verdi:

“Oğlum! Atatürk olmasa bu Yaşar şimdiye çoktan yitip gitmişti… Ancak cumhuriyet gibi bir rejim olacak ki bizim gibi Van’dan kaçıp Adana’ya sığınmış birisinin çocuğuna kendisini gösterme fırsatı versin… Ben bugün Yaşar Kemal isem sebebi Mustafa Kemal’in yarattığı sistemdir. Padişahlık olsa idi, gariban bir köylü çocuğu böyle kendisini gösterebilir miydi? Baksınlar 600 senelik Osmanlı tarihine… Hangi köylü çocuğu hak ettiği yere gelmiş?… Bak ben bugün bu kadar seviliyor ve tanınıyor isem, bunda Kemalizmin yarattığı laik ve çağdaş kültürün derin etkisi vardır. Ben cumhuriyetin halk evlerinde yarattığı sistemin ürünü bir yazarım. Oralarda okuduğum hikayeler, romanlar bir, bir de Türkmen kadınlarının anlattığı masallar, destanlar iki… Bunu da ilk defa sana söylüyorum.”

Çok daha uzun konuştu büyük usta… Alevilerin Atatürk’ü unutmamalarını istedi. Hatta o gün Pir Sultan Abdal üzerine bir roman yazmayı tasarladığını söyledi. Lakin bu tasarısını gerçekleştirememiş gözüküyor. Eğer notları arasında böyle bir taslak çıkar ise de şaşırmam…

Yaşar Kemal kendisini Kemalist olarak tanımlarken aynı zamanda antiemperyalist bir tavır içinde olduğunu da vurguluyordu. Bir ara “Bağımsızlığı olmayanın ne dini ne namusu olur.” dedi. 

Tilda Hanım hemen hemen hiç konuşmadı. Tek tük eklemeleri oldu; Atatürk’e bağlılığını vurgulayarak beni bu yönde teşvik etti.

Bu ulu kişi, artık Türk milletinin “ulu atalar”ından ikisi haline gelmiştir.  İyi biliyorum Gök ki  Tanrı onları en güzel cennetinde ağırlamaktadır.

Yaşar Kemal’i daha iyi tanımak mı istiyorsunuz? O zaman okuyun romanlarını, röportajlarını da ne kadar doğru söylediğimi görün…

Fikriyatını öğrenmek mi istiyorsunuz? O zaman da hiç değilse Ant Dergisi’ndeki yazılara bir bakın…

Sen var olasın Yaşar Kemal… İyi ki geldin şu yeryüzüne de bize o roman cennetini hediye bıraktın…

 

 

 

 

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA