Mehmet Alikişioğlu / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mehmet Alikişioğlu / Yazar

“YAŞASIN CUMHURİYET”

28 Temmuz 2016 Perşembe 12:16

“Onlar benim geçmişim değil” diyebilirsem, yani büyüklerimiz izin verirse elbette. Yüksek müsadeleriye, asla geçmişim olmalarını istemeyeceklerimi yazmak isterin.
Af buyursunlar;  ilk sıraya Adnan sonra Süleyman, sonra Zevzek Kenan’ı koyardım. Özal’i ise büyük ve kalın puntolarla yazmam gerekir.


Eğer, şu an bu yazıyı yazma hakkım yoksa, dumunum feci. Ayvayı yerim. Çeteci diye içerde olmaya değecek konular değil ama; inandıramam kimseyi.
O zaman bunları neden yazıyorum? Çünkü, hayatımda, elmaya karpuz diyen birini alkışlayan, insan kitlesini ilk kez görüyorum. Çok korkuyorum onlardan. Bilmeden kimleri kurban etti bu mantık, çoğunun umurunda değil.Okumuyor, öğrenmiyor sadece emir oluyor, darbeci alçaklar. Askeri veya sivil,mantık aynı.

Mesela; Özal dönemi, eğer inanırsan, onun yalak kalemlerinr; milyonlarca değişiklikten, övünerek bahsedildiğini, görebilirsin o dönemde.
Kimse sormamış; “Ey Özal; senin yeni yetme oğlun Ahmet nasıl televizyon kanalı sahibi oluyor? diye. Sorsa da Özal, pişkin adam.
“Oğlum Ahmet Amerika’da kamyon şoförlüğü bile yaptı” diyecek kadar rahat. Neden? Çünkü, Özal ve sonrası faşist uygulamaların selameti adına; Kenan Evren adlı katil; önce hukuk alanını yok etmiş.
Onu da çok övmüşler ,açıp okursanız.  Bu manyağın, ismini okullara veren yalakları çokmuş. Şapşal Kenan dememişler elbet.
Ama Özal kadar kimse bayrak yapılmamıştır bu ülkede. Dağlara taşlara sorsan anlatır. Öve öve şişirmişler adamı.
Bu övgülerin, en bilineni,  ÖzalIn Çağ Atlatma palavrasıdır. Günümüz din tüccarlarını yetiştiren süreçtir o.
Sendikaların sıfırlanması, altın döviz kaçakçılarının bir gecede, ellerindeki parayı yasallaştırması sağlayan o çağ atlatma palavrası süreci.
Yüzlerce marka ürünün ülkemize girişinden bahsedilir. Aman çok mutlu olmuşuz, bu yüzden? Hayali ihracatı görmemiş yazarların çoğu.
Devlet kadrolarına, yobazların doldurulması taze taze yeşermiş.
Vakıflar kurmuşlar, iş adamı daha rahat, ailece yalasın diye.
Semra Özal’ın saçma sapan bir vakfı olan Papatya nedir? Kimse yazamamış; yine kanun hükmünde kararname varmış o aralar; kodu mu oturtan.
Kayırılmışlık isteyen iş adamı eşleri, papatya vakfında yatıp kalkarlarmış.
Ama bilmez bugün çoğu kimse. Okumayınca geçmişi, herşey ecdadı sanar cehalet. Benimse yazmaktan başka bir işim yok; özünde.

Papatya’da çalışan, Semra Hanım’a yalaklık yapan, iş adamı eşlerinden bugün kimse yok, yeni yönetimi yalayan, küplerini doldurup tüymüş çoğu.
Aynı kafa, aynen devam ama isimler değişmiş. Papatyası bitmez bu toprakaların. Hem kurumsal, hem bireysel
Papatya Vakfı’nın başkanı kim? Semra Özal. O başkan, mesela Başbakan olan Turgut Özal’ı ziyarete gitse ve bunu devletin kanalı haber diye verse ne olur? Yuh deriz, değil mi? Hayır öyle olmamış. İşte anlatmak istediğim o yapılanın hukuksuzluk olduğu.Bu da aynen olmuştur bu ülkede.  
Karısı, kocasını ziyarete gitti diye haber yapmıştır televizyon kanalı TRT.Ve siyasetçiler de utanmadan sıkılmadan ekrana çıkmıştır. Sünepe sünepe seyretmiştir hepsi.
Boş ver sen, o parti bu parti aldatmacasını. Şimdilerde; millletimiz azizdir, zekidir veya çalışkandır, söylemi var. Acayip değil mi? Biz siyasetçilerin ne olduğunu biliyoruz. Ama bir vatandaş diyor mu? Bunlar aziz veya zeki. Ben şahsen çok duymuyorum.
Biz her neyiz veya ne değiliz? Ancak geri zekalı değiliz, orası kesin.
Siyasetçilerin çoğundan daha akılllı da olmasak, çok daha kişilikliyiz Elhamdülillah. Bir küçük fark var, onlar dokunulmaz. Oysa, bizi koruyan bir hukuk devleti yok; zayıf falan değil, yok.
Olmadı değil; var gibiydi sadece ve bir milim ilerlemede olamadı.
Sabah akşam toplantı, görüşme konuşma ve  baştan sona yalan.
Bir acı gerçek var; o da yine biz ölüyoruz. Kimse ölmesin demek kolay gelmesin. Ölmüyorda bazı ülkelerde.
Gavur dediğin adam; domuz eti yedi diye ölmüyor, aslan parçam.
Sen, domuz eti yemedin, ben de. Fakat resmi kurşunla ölmek en kötüsü. Hapiste, yalanlar yüzünden sürünmek, pis bir son.
Şimdilerde, bir bayram var.
Darbenin önlenmesi bayramı. Tek bir kelime etmeye gerek yok, elbette bayram. Fakat yine hukuk yok.
Kafasına göre, darbe yapmakta kullanılanları, ölüren adamı yakalamak için en ufak bir çaba yok. Darbe yapımında kullanılanı, öldüren vatandaş, cinayet işlemiştir. Bunun başka bir açıklaması yok. Çünkü, vatandaşın görevi darbe önlemek değildir. Öldürmek hiçdeğil.
Darbede kullanılan askerin karşısına, emniyet gücü yerine vatandaş çıkmış ve bu sonuç doğmuştur. Cesuruz, tamam sokaklara çıktık, eyvallah. Ölelim ülke için. Ama o vatandaş; o cinayeti işleyen, boğaz kesen, katil. Belki de bir başka ülkeden geldi.Bimiyoruz onu.
O dediğim, kendini kahraman sanan “tip”, açıkça yasayı çiğnemiştir. Ve başına tek bir sorgu süreci gelmeyecektir. Neden? Şu ana eğilim öyle.
Fettoş bir zamanlar Hazreti Fettullah’tı ve yalamaları moderniteyi savunan, satılıklardı. Şimdi de paraları ödendi, tüydü şerefsizler.
İşte, hepsi aynı merkezden kaynaklı, devletimiz; yani Atatürk’ün kurduğu bu Cumhuriyet, vampirlerce emilirken, biz medeniyetle sadece seyir yaparız. Zaten hukuk bunun için öldürürlür. Seyir için.
Papatyalar ve Laleler veya Fettoş’un Nazlı kızları, Ahmet’leri veya Mehmet’leri. Hepsi de bu hukuksuzluktan beslenir.
Devletin yeşil pasaportunu o terörist başına veren Özal da aynı, mamayla beslenirdi. Karbonhidrat ağırlıklı, potasyum zengini, protein Beyin yoksunu o günü geçmiş mama. Beyin merkezine, yavaş yavaş giden; kan kokan, zehirli mama. Laikliğin belası o mamanın, o büyük makamlı çocukları. Kına yakın siz.
Kafa Cumhuriyet’e takık olanların gözünü döndüren o beleş mama. Maaş olur ödenir, rüşvet olur, farketmez. Ama hep dolar be!

Hukuk devleti çöktümü, o mama neden anne sütü yerine verilir, yine unutulur.
Fettoş veya Abdullah Öcalan, ikisine de “lider” diyenlerini bir çoğu senin benim vergilerimle, bedavaya aldıkları; kaçak mamanın, ikircikli, çocuklarıdır.
İlimi bitmiş, hukuksal anlamda yitik, iliklerine kadar para olmuş, demokrasiye küs toprakların, bizleri ise; elleri kolları bağlı, ağlaya ağlaya bekliyoruz.Özgürlüğün zihinsel sevişmelerini, ara sokaklarda, bağıramadan yaşarken. Mama yerine anne sütü özlemiyle yanarken; Yaşasın Cumhuriyet diyerek, yaşarsak şanslıyız, iftiraya kurban olmadan.

 

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA