Mehmet Alikişioğlu / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mehmet Alikişioğlu / Yazar

Ye, iç, seviş ve rahatla

15 Eylül 2014 Pazartesi 11:45

Ekranlarda ortak bir dil var mı diye düşünelim? Yok. Bunun en önemli sebeplerinden biri, farklı egemen güç olma yarış ve telaşında olanların çıkar kavgaları. Egemen güç olma yarışı her yerde var, toplumcu veya din temelli felsefe dışında, sistemin özü buna dayalı çünkü. Daha çok kar ve daha pahalı bir yaşamın gösterişi ve insanın insanı yönetetip; sömürmesi başka türlü olamaz. Bir şekilde kişisel hırsların pompalanması şart. Bunun da en güzel aracı medya. İnsancıllaşma, zihinsel gelişimin medya aracılığıyla yapılması, izlenirlik sağlamayacağına göre, tek yol gösteriş. Altından yapılmış, banyolar, hela taşları, milyonlarca dolarlık araçlar veya sarayımsı evler. Birileri bunlardan, servetler yaparken birileri de buna o parayı ödeyecek. Aksi taktirde, pisliklerini örtebilecek prens ve perensesler türeyemez. O zaman da imrenilecek bir manzara silikleşir.

Medya bu silikleşmenin önüne geçmeli. İnsanların, keyfine göre birbirlerine yaşamı çekilmez hale getirmeleri ekrana getirirken, diğer taraftan da bu zulümü yapan, ilahlaştırılmalı. İlahlaştırmanınsa, en güzel yolu, kudreti liderlik ve karizma gibi  özellikler içinde sunmak.
Bugün medyanın yaptığı tarafsızlıktan uzak, zalimi, sahtekarı;  lider diye sunmak buna en çarpıcı örnek. Bir kişi, bir şirket, bir ülke, artık o günün zalimi kimse, onu ilahlaştırmak. İlahlarsa, tanrılar gibi, bir yandan “adaleti ben size veriririm derken diğer taraftan, korku salma” mantığına dayalı. Bu hayatı ben veririm, istersem ben alırım, anlayışı. “Başınıza bela bile gelirse, karşılık vermeyiniz ey kullarım; bana tapın bana yalvarın” kafası bu. Ben er veya geç bir ceza veririm”. Hiç olmadı, “öbür dünya var. Orada yakarım, yıkarım. Sen hakkını ara ama çok da ısrarcı olma, bana isyan etme”. Bu tanrının felsefesi, tüm dinlerin en ortak noktası; sakin ol, ey fani; sabret, isyan etme.
Medyaya ahiretten bir korku veya tanrıdan yönlendirme gelemeyeceğine göre, bunu dünyada, yapan biri olmalı. Boşverin bu dünyanın heryerini, en azından bizim ülkede durumun özü bu. Korku ve susma ve de görmezden gelme. Daha açıkçası palavra, yalan ve de Allahını yaşadığımız talan.
Bugün medyanın yaptığı ve el pençe hizmete sunduğu da budur. Neden? Çünkü, adaleti sağlayan hukuk bitik. Neden? Çünkü, yayınlar ve reklam gelirleri, halkın izlenmesi temeline dayanmıyor. Aksini yapmak istersen, arkanda duracak yargı ve hukuk; hem bitik hem yitik.
Satılmışlığın bedelini ödeyen satılmış kişilikleri durdurmanın bir yolu yok da ondan. Yargı kaybolmuş, kafası güzel. Yiyorsa sor bakalım, “nerden buldun arkadaş sen bu parayı” diye.Başta medyaya; sonra da onu besleyen kaynağa sor.Soran adam, ertesi gün hapiste. Girdi mi; ne zaman çıkacağını da ya allah, ya da ilah kimse, o bilir. Her ikisinin de ortak özelliği, adaleti canları isteyince, bahşetmeleri. Bu yüzden, geldiğimiz nokta sus felsefesinin, toplumsal kabul görmesinin medya uzantısı.
Medya da ortak nokta şu an için sadece bu; interneti kapatırım, kapına kilidi vururum, en basiti “atarım lan seni işten” korkusu.
Bir de son zamanlarda, sıksık ses vermesi istenen bir kurum var; üniversiteler. Başında kim var Rektör. Allahın aşkına, hangi rektör neye kime veya kimin için ses verebilir. Öğrenci mi çok örgütlü, hocalar mı çok kahraman veya böyle bir sesi topluca verseler, YÖK’mü destek verecek. Hepsini boş ver, hepsini birden, hangi adalet mekanizması veya hangi hukuk devleti koruyacak? Dua veya bedduanın da garanti süresi olamayacağına göre, karanlığın karasını kendine el feneri yapıp, kara deliğin dibini bulmaya doğru gidiyoruz. Durmak yok yola devam, işin güncel söylemi. Özal’ın Çağ Atlayan Türkiye’si veya Tansu Bacı’nın Haydi Türkiyem ileri goygoyu. Onlar neydi? Ya bir adım ileriyiz ya bir adım geri. Sonuçta, medya veya üniversite, veya simitçi Sami, Ümüğünü sıktırmadan, hayatta kalma çabasıdır, onur veya gurursa, sana kalmış, ister sakla ister sat. En temizi yiyip içip sevişmek desek; o da olmaz, galiba.Ama, keşke sadece bunu hakkıyla, hukukuyla; aslanlar gibi hakkını vere vereyapsalar.
En azından, azcık rahatlayıp, anamızı ağlatmazlar.
 

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.
Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA